Darbeye karşı milyonlar yürüdü,Hürriyet görmedi!

Haziran 25, 2008

Sözde Cumhuriyet mitinglerini aylarca manşetlerinden düşürmeyen Hürriyet ve türevleri milyonlarca vatandaşımızın darbeye karşı yaptığı yürüşünü görmezden geldi. Her fırsatta kendisi gibi olmayanları yerden yere vuran,yaşaması için sürekli bir yerleri adres gösteren Hürriyet, demokrasi sevdalısı bu kadar vatandaşı hiçe saydı. Her zaman postalların gölgesinde haber yapan,sürekli darbe çığırtkanlığı yapan Hürriyet alışkanlıklarından yine vazgeçemedi ve cıvıl cıvıl görüntülere sahip olan bu yürüyüşü haber bile yapmadı.

Genci,yaşlısı,sağcısı,solcusu,dindarı,ateisti omuz omuza Genç Siviller ve diğer STK’ların önderliğinde darbeye karşı yetmiş milyon adım attı. Kendilerini tebrik ediyor ve eylemlerinin devamını bekliyoruz.


Travma sözüne takılanlara Vakit’ten yanıt!

Haziran 25, 2008

İşte ‘travma’nın belgeleri

“Devrimler travmaydı” sözlerini rejim meselesi yapan CHP ve malum çevrelere en güzel cevabı tarihçiler veriyor. Tarihçi Yazar Cezmi Yurtsever’in, cumhuriyet dönemine ilişkin araştırmaları devrimin nasıl bir travma olduğunu bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

Kendisine ait www.cezmiyurtsever.com isimli internet sitesinde, kuruluş yıllarında devrim adına çıkartılan kanunların ve düzenlemelerin nasıl bir travmaya neden olduğunu belgeleriyle ortaya koyan Tarihçi Yazar Cezmi Yurtsever, “Camilerin satıldığı bir dönem yaşandı Türkiye’de” başlığı altında ilk olarak cami ve mescitlerin akıbetini şöyle işliyor:

‘CAMİ KIYIMI’ FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

ATATÜRK’ÜN CENAZESİNDEN GÖRÜNTÜLERE ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ

MASONLARLA İLGİLİ GENSORU VERDİ, KIYAMET KOPTU

MASONLAR ERGENEKON’UN NERESİNDE?

Travmanın mimarları Masonlar mı?

“Türkiye’de 1924 yılında çıkarılan Tevhidi Tedrisat Yasası ve onu izleyen 1935 tarihli Vakıf taşınmazlarını elden çıkarma yasa uygulamaları çerçevesinde 3 bini aşkın cami ve mescit satıldı, özelliğine son verildi. Cami ve mescit satma işlemi İstanbul, Bursa, Maraş, adana, Antep, Urfa ve Konya’da İslam/Osmanlı izlerini ortadan kaldırmak için yapıldı. İstanbul’daki Ayasofya camisinin de kapatılmasında aynı amaç vardır. Camilerin satılması olayının perde arkasında Türkiye’yi ‘Batılı-Laik devlet’ olarak şekillendirmek isteyen Masonik zihniyet mensupları vardı. Çünkü o dönemde Türkiye’nin yönetimi onların elinde idi.”

Resmi tarih fırıldakları bu gerçekleri açıklayabilir mi?

Sitede “Türkiye’nin yakın dönem tarihine 1935-50’li yıllar arası “camilerin satılması” konusu eklenebilir mi?” sorusuna ise şöyle bir cevap veriliyor: “Yakın dönem Türkiye tarihinde yıllar süren ‘Cami satma’, ‘Osmanlı’dan kalan arşivleri yakma ve yok etme’ devri ve olayları yaşanmıştı. Bunu kimler niçin yapmışlardı? ‘Türk milletinin tarihinden kültüründen inancından koparılmasını isteyenler’ olarak cevap verebiliriz. Osmanlı bu coğrafyada 600 yıla yakın süre hükmünü/varlığını sürdürdü. Ama Osmanlı en zayıf zamanında bile kendi temel inanç değeri olan camilerini satmamıştı. Ama Türkiye Devletini şekillendirenler bir şekilde Türk insanının kulaklarını çınlatan ezan seslerinin susması için camileri satmaya ve yıkmaya başladıkları bir dönemi yaşatmışlardı. Osmanlı çöktüğünde Türkiye devletine 5000 civarında cami ve mescit bırakmıştı, ama 1935 yılında başlayan ‘camilerin satışı, vakıf taşınmaz mallarını tasfiye etme, hazineye gelir sağlama’ çalışmaları sonucu 3 bini aşkın dini eser yok edilmişti! Resmi tarihin fırıldakları bu gerçekleri hiç açıklayabilirler mi!”

Atatürk’ün cenaze namazı

Travma bununla da bitmedi. Atatürk’ün ölümünde bile aynı acı tablonun yaşandığı yine tarihçilerin verdiği bilgiler ışığında ortaya çıkıyor. Travma öyle bir boyuta ulaştı ki, birileri Atatürk’ün cenaze namazının kılınmaması gerektiğine kadar vardırıyor durumu. Yurtsever’in sitesinde de konuyla ilgili şu ayrıntılar veriliyor: 

Makbule Hanım’ın ısrarı

“Atatürk’ün kızkardeşi Makbule Hanım’ın tartışması sonucu cenaze namazının kılınması gündeme alındı. Atatürk’ün cenaze namazının kılınmaması gerektiği görüşlerini kumandan Cemil Cahit Toydemir, Fahrettin Altay’ın kulağına fısıldamıştı. Atatürk’ün cenaze namazı ‘kaçak-göçek’ bir şekilde kapalı kapılar ardında garip bir şekilde kıldırılmış oldu. Cenaze namazının kılındığını hiç kimsenin bilmemesi için fotoğraf ve film çekimine de yasak getirilmişti.”

Masonların parmağı

“Laik Cumhuriyetin inşasını görev bilen ‘masonlar’ Atatürk’ün cenaze namazının kılınmasından bile rahatsız idiler. Cenaze töreni boyunca eller duaya kalkmadı, ‘Allahuekber’ sesleri de duyulmadı.”

Ve hatıratlardaki gerçekler

Bir başka nokta ise şöyle: “Atatürk, 1938 yılı mart ayı içinde hastalığı kamuoyuna yansıdı. Aynı yılın mayıs ve izleyen aylarında onun tedavisi için çok sayıda yerli ve yabancı doktor tedavisi ile ilgilendi. Ağustos ayı içinde karın şişliğine çözüm bulmak için “SALİGRAN” adı verilen zehirli madde içeren cıvalı sülfür iğnesi/ilacı verildi. Karın şişmesinin kaynağı olan yerden kilolarca su alındı. Eylül ayı içinde de Atatürk vasiyetnamesini yazdırdı. Kasım ayı başlarında Atatürk, komaya girmişti. 9 Kasım günü gözlerini açtığında etrafına bakınarak sön sözlerinin ‘Aleykümüsselam’ olduğunu olaya tanıklık eden Kılıç Ali hatıralarında anlatıyor. ‘Allahın selamı üzerinize olsun’ anlamına gelen sözlerdi bunlar.”

10 Kasım’dan sonra ne oldu?

“Ve 10 Kasım 1938 günü sabah saat 9.05’te Atatürk’ün ölüm olayı gerçekleşti. Bundan sonra yaşananları resmi tarih hep saklamayı tercih etti. Atatürk öldüğünde Dolmabahçe’de ordu adına cenaze işlerinden görevli olarak Kurtuluş Savaşımızın ünlü Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin Altay Paşa vardı. Cenazenin saray salonunda katafalka konması, meşalenin yanması ve askerin ihtiram duruşu gibi konular görev kabul edilerek titizlikle yerine getiriliyordu. Ve Atatürk’ün ölümünün üzerinden günler geçmeye başladı. 11 Kasım günü İsmet İnönü, acil bir askeri darbe yaparak Hükümeti ele geçirdi. Cumhurbaşkanı oldu. 18 Kasım günü gizli bir el Dolmabahçe Sarayındaki Atatürk heykelinin yerinden sökülerek bir hurdacıda parçalanması emrini verdi. Saraya yaklaşan kamyona yüklenen heykel hurdacı tarafından paramparça edildi. Ve ölümden sonra 19 Kasım 1938 günü Atatürk’ün cenaze namazı kılınmış oldu!”

Cenaze namazının kılınmasını kimler istemiyordu?

Cezmi Yurtsever, konuya ilişkin tespitlerinin son bölümünde, kendisine Atatürk’ün ölümü esnasında yaşananları anlatan Taylan Sorgun’un ‘İmparatorluk’tan Cumhuriyete’ isimli kitabından sayfalara da yer veriyor ve ‘Atatürk’ün cenaze namazının kılınmamasını kimler niçin istemiyordu bunu bilmek lazım’ uyarısını yineliyor.

Engin Kaşdaş-habervaktim.com


Bunu da gördük: Laik Salon

Haziran 25, 2008

‘Laik salon’

“Laiklik histerisi”ne tutulan CHP’liler, işi sonunda “bina laikliği”ne de vardırdılar. Çankaya Belediyesi, “betonarme karkas” bir bina olan Vedat Dalokay Nikâh Salonu’nu “laik salon” ilan etti!

Türkiye, “Devlet laik olabilir ama fert laik olur mu?” ya da “Laiklik uygulamaları ne kadar laik?” tartışmalarıyla vakit geçirirken, CHP bu kısır tartışmaları geride bırakarak, laiklik literatürene “laik bina” kavramını kazandırdı!

RESMÎ RAPOR ÖYLE DİYOR!

Çankaya Belediyesi’nin 2007 Yılı Faaliyet Raporu’nda CHP’li belediye yöneticilerinin akıl almaz buluşu olan kavram yer alıyor. Habervaktim’in elde ettiği raporun, “Evlendirme Memurluğumuzun Faaliyetleri” başlıklı bölümünde, Vedat Dalokay Nikah Salonu’na ilişkin bilgiler veriliyor. Raporda, şöyle deniliyor: “Nikâhlar, Vedat Dalokay Nikâh Sarayı’nda yapılmaktadır. Nikâh Sarayı, biri koltuklu, diğeri kokteyl salonu tarzında 350’şer kişilik iki salon, 1 tane VİP salonu, 1 tane Oda Nikâhı tarzında salon, 2 tane Gelin Odası olmak üzere oldukça nezih bir mekandır. “

LAİK VE NEZİH ORTAM

Nikâh salonunun başta Çankayalılar olmak üzere tüm Ankaralılara hizmet verdiği anlatılan resmî raporda, “Belediyemizin laik, demokrat ve çağdaş kimliğine uygun seçkin bir ortamda evlilik işlemleri gerçekleştirilmektedir” deniliyor.

(Murat Unay – habervaktim.com)


Yahudi coştu,kartel sustu!

Haziran 25, 2008

Atatürk Havalimanına gelen dini kıyafetli grup, kamuya açık alanda toplu halde ibadete başlayınca ortaya bu görüntüler çıktı.

yahudiGeçtiğimiz Çarşamba günü havalimanına gelen dini kıyafetli yaklaşık 60 yahudi saat 15.00 sularında Dış Hatlar Terminali 214-215 son çıkış kapısı önündeki kamuya açık alanda toplu halde ibadete başladı.

Uçağının kalkmasını bekleyen yüzlerce insanın önünde saf düzenine benzer bir pozisyon alarak zikir töreni düzenleyen grup şaşkın bakışlar arasında ibadetini dakikalarca sürdürdü.

Geneli Yahudilere has dini kıyafetlere bürünmüş grup sesli ve hareketli zikirde bulundu. Ses ve hareketlerden korkan bazı çocuklar çığlık çığlığa ağlarken tüm bunlara aldırış etmeyen gurup rahat tavırları ile dikkat çekti. Gruptan bazı kişilerin kippalı oldukları görülürken, salonun bir bölümü ibadet bitene kadar kullanılamadı. O sırada salonda bulunan bir grup umre yolcusu da olayı şaşkınlıkla izledi.

Bir gazetecinin olayı görüntülediğini fark eden gruptan bazı kişiler bu gazetecinin makinesini elinden almak isterken, emniyet kuvvetleri guruba hiçbir müdahalede bulunmadı. Grubun, olayı görüntüleyen gazeteciyi fotoğraflaması da dikkat çekti.

YA MÜSLÜMAN OLSALARDI

28 Şubat döneminde Müslüm Gündüz önderliğindeki Aczimendi gurubunun kamuya açık çeşitli yerlerde zikir yapması günlerce kartel medyası tarafından aylarca gündemde tutulmuş gurup hedef gösterilerek adeta linç edilmişti. Atatürk Havalimanında sürekli muhabir bulunduran kartel gazetelerinin, Yahudilerin zikir şovunu görmezden gelmesi anlamlı bulunurken, “ibadet edenler Müslümanlar olsaydı kartel gazeteleri kıyameti koparırdı” yorumlarına sebep oldu.

Vakit


Çıldırın,Çıldırın!

Haziran 25, 2008

tr Ay yıldızlı ekibimiz güm geçtikçe artırdığı başarılarla bizleri çıldırtmaya  devam ediyor.Ama bu başarılarla birlikte çıldıran başka birileri daha var. Kimden mi bahsediyoruz? Tabiki Doğan Grubu‘ndan. Futbolcuların tamamına yakınının maneviyatına düşkün olması,islama ılımlı olması, Fatih Terim’in ılımlı yaklaşması Aydın Doğan ve medyasını çıldırtıyor. Kendileri gibi düşünmeyenler,kendileri gibi yaşamayanlar Milli Takımımız olsa bile saldırmaktan çekinmiyorlar. Cuma namazı kılan futbolcular ne yapsa yaranamıyor,Fatih Hoca ne yapsa ‘İyi Hoca’ olamıyor. Ersun Yanal başarısızlık üstüne başarısızlık katarken sesini çıkarmayan Doğan Medya,Fatih Terim’i kazandığı maçlarda bile acımasızca eleştirmekten kendini geri alamadı.

Yıllarca Hakan Şükür’e saldıran bu siyonist medya ne yaparsa yapsın Hakan Şükür rekorların adamı,Türkiye’nin kralı oldu. Fatih Hoca Türkiyemizin göremeyeceği bir başarıyı, Uefa Kupası sevincini yaşattı. Bu siyonist medya saldırdıkça onlar iman gücüyle savaştı,başarılarına başarı kattı. Haydi Türkiyem, hem Avrupadaki rakiplerinle,hemde kendi içindeki rakiplerinle mücadele zamanı. Bitir Almanların işini! Bitir futbolu ve milli duyguları bile siyasallaştıran  Aydın Doğan karteli’nin işini! Başarılar Türkiyem!


Tekrar Sizlerleyiz

Haziran 18, 2008

Kısa bir aradan sonra gerçekleri göstermek için tekrar sizlerleyiz.Bu arada eski haberlerimizin tamamı için http://antihurriyet.blogcu.com adresini ziyaret edebilirsiniz.Bizi izlemeye ve izletmeye devam edin…


Hürriyet ve Milliyet yine yalan haber yaptı!

Ekim 5, 2007

Cumhurbaşkanı Gül’ün Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen STK’lara kuruluşlara davetiye göndermediği iddiası boş çıktı.

Hürriyet ve Milliyet’in gündeme getirdiği haber asılsız çıktı. İddialar hem de Kanal D’nin canlı yayında yalanlandı…

Mehmet Ali Birand’ın sunduğu Ana Haber Bülteni’nde konuk olan Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever konuya açıklık getirdi.

Birand, mitingci kuruluşlara davetiye gidip gitmediğini sordu. Sever, davetiye gönderildiğine dair belgelerin elinde olduğunu söyleyerek isteyene bunları gösterebileceğini ifade etti.

Başdanışman Sever, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Şener Eruygur’a 5 Eylül günü için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’a ise 7 Eylül günü için davetiye gönderildiğini söyledi.

Sever, bazı kuruluşların unutulduğunu ancak sözü edilen kişilere gönderildiğinin altını çizdi.

Birand bunu üzerine Kanal Türk’ün olmadığını iddia etti. Hatta yanında bulunan Murat Yetkin’e teyit ettirmek istedi. Ancak Yetkin’den bir yorum gelmedi.

Sever’in cevabı da hazırdı. Kanal Türk Ankara Temsilcisi Hulki Cevizoğlu’na davetiye gönderildiğini belirtti.

İnternetHaber.COM


Aydın Doğan Vehbi Koç’un oğludur iddaası!

Ekim 5, 2007

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ’UN ÖZBE ÖZ OĞLUDUR !!!
Gazeteci-yazar Serdar Kuru’nun çok ses getiren iddialarına bakalım:

” …

Yıllar önce Vehbi Koç’un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla
düşünmez. Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan’ın palazlandığı dönemdir. Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır.
Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır. Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezler de. Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç, ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler. Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.

Aydin Doğan aldırmıştır cesedi. DNA testinde kullandırır ve biraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum, kimseyle paylaşamazlar, susarlar. Koç ailesi için yıkım olan bu durum Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi, Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan’a vermektedirler.

Yani kimse sıfırdan zengin olmaz, olamaz!

Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol. Ne mümkün!

Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.

Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.

PEKALA AYDIN DOGAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(!) ve çok genç yaşta İstanbul’da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba? Bunun cevapları geçmişte gizlidir. İşin gerçeği, Aydın Doğan’ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi’dir.

Vehbi Koç’un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin
otomobil bayilerinden birisi olan Doğan’ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.

Doğan’in zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan’ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul’da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa
zamanda zenginleşti.

Bunun ardından Milliyet’i o zamanki sahibi Ercüment Karacan’dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafindan reddedildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi’ nin Doğan’ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin
geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi ‘nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi’ nin daha sonra
zavallı bir delinin üstlendigi son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastini “her zamanki şüphelilere” yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler. (Zaten her suikastte aynı şeyleri tekrarlamıyorlar mı?/onurlubiradam)

Doğan’ın, Türkiye’nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki?

Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye’de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç’lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.

Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye’ye geldi. Bu sırada Doğan’ın ekipleri
haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü. Türkiye’de Toprak Holding’in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç’lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding’in bir firmasi hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak’ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafindan el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet’in haberleri de duruverdi. Bizler de tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın(Sakıp Sabancı’dan bahsediyor/onurlubiradam) kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir. BİLENLER BİLİR.

Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail’le birlikte de Güneydoğu Anadolu Projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Washington’da “Hasna” isimli bir dernek kurdu. Bu derneğin internet adresi www.hasna.org. Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.

Derneğin ilk amaci Kıbrıs’ta Avrupa Birliği politikasina uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu
amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türk’ü gazeteci ve yazar Amerika’ya gönderilerek burada yağlı-ballı geziler ve Rum tezlerini anlatan
kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı “Hasna Journal” isimli gazete de her sayısında Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.

Hasna’nin diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail’le işbirliği içinde Kibbutzlar(Kibbutz: İsrail’e özgü bir çeşit çiftlik demektir. Kibbutz’larda İsraillilerin yanı sıra değişik ülkelerden gelen insanlar birlikte çalışarak,üreterek ve tüketerek ortak bir yaşamı paylaşırlar. Gelirleri tarımsal üretime dayanır ve bunun yanında ufak çapta diğer yan gelir kaynakları (fabrika, pansiyon vb) vardır. Elde edilen tüm gelir Kibbutz çalışanları tarafından eşit şekilde paylaşılır. Musevilerin dini günü Şabat (her Cumartesi) dışında haftanın 6 günü çalışılır. Bu oluşumun İsrail devletinin kuruluşunda önemli etkileri olmuştur./onurlubiradam) açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi gibi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı’nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu. İnternet adresi www.tech4peace.org olan bu kurumun başında Nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.

Sayın Doğan’ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan’ın ülkemize “geçmişte” yaptığı iyilikler
için 1999 senesinde Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldığını göz önüne alırsak, bu son faaliyetleri için de Avrupa’dan “Legion de Honeur” ve Amerika’dan “Medal of Freedom” alacağını da tahmin edebiliriz.

Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

Sevgilerimle,

Serdar Kuru
Araştırmacı Yazar”

İddialar böyle. Bir de Aydın Doğan’ın 10 Eylül 2002 tarihinde Zaman Gazetesi’nden Nuriye Akman’a verdiği röportajdaki açıklamalarına bakalım:

Aydın Doğan: Asıl imparatorluk Koçlar, ben onlarla boy ölçüşemem!

“Aydın Doğan, kendisine yönelik ‘imparator’ tanımlamasını sevmediğini belirterek, Türkiye’de asıl imparatorluğun Koç Grubu olduğunu söyledi. Doğan, “Ben onlarla boy ölçüşemem. Koçlar’la yarışmam hayalcilik olur.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin iki köklü gazetesi Hürriyet ve Milliyet’in sahibi olan Aydın Doğan, gazetelerini de değerlendirdi. Kendisinin 68 kuşağının değil, 1990’lı yılların solcularından olduğunu belirten Doğan’a göre Milliyet de biraz solda. Hürriyet ise daha çok devlet gazetesi. “Gazete patronu olmanızda Vehbi Koç’un maddi bir katkısı oldu mu?” şeklindeki soruya ise Doğan, şu cevabı verdi: “Vehbi Koç’un damadı İnan Kıraç’la dostluğum sebebiyle yıllarca Milliyet için Vehbi Koç’un dediler. İnan Kıraç’ın Milliyet Gazetesi’ni almamda çok büyük manevi katkıları oldu. Hürriyet’i aldığım dönemde de bankalarından kredi aldım.”

….”

Bir anekdot daha! Doğan Vakfı’nın Türkan Saylan’ın başkanlık yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile ortak hareket ederek eğitim çalıştayları düzenlediklerini biliyor muydunuz?


Milliyet’in namaz rahatsızlığı

Ekim 5, 2007

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Nuh Gönültaş Milliyet Gazetesi’nin ‘ otobüslerde namaz molası’ yalan haberini köşesine taşıdı.

Medyada 28 Şubat eğlimleri

Yalan olduğu besbelli. Ama Milliyet manşetine çekmiş. Demek ki artık eskisi gibi irtica haberleri yapamadıklarından olacak durumu böyle idare etmeyi düşünüyorlar.

Haber şehirlerarası yolcu otobüslerinde verildiği belirtilen namaz molalarının zorunlu hale geldiği, bunun da yolcuları rahatsız ettiğini söylüyor. Eğer şoför namaz molası vermezse mola isteyenler şoförü “dinsizlik”le suçluyorlarmış. Bu da şoförün moralini bozduğu için kaza yapma riski artıyormuş! Yalan…

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Otobüs yarım saat cami önünde namaz kılanları beklemiş. Bundan da öbür yolcular müthiş derecede rahatsız olmuşlar! Milliyet gazetesinin dünkü manşeti bu içerikte. Haberi manşete uygun görenler müthiş bir sosyal yaraya parmak basmışlar! Aferim onlara.

Milliyet’i yapanlara gazetecilik dersi vermek gibi bir niyetim yok. Ancak bu kadar basit ve yalan olduğu açıkça belli olan bir haberin manşet yapılması pek de iyi niyetli olmadıklarını gösteriyor! AK Parti’nin çoğunluk iktidarı, her iki seçmenden birinin oyunu alarak iktidar olmasının doğal sonucu bu işte demeye getiriyorlar. Ulusoy Genel Müdürü Mustafa Yıldırım “Günde beş vakit namaz için durulması büyük olay” demiş.

Vayy… Demek ki Ulusoy Otobüs firması ile seyahat edenler beş namaz vaktinin beşinde de otobüs şoföründen namaz molası itiyorlar! Namaz kılanlar seyahatlerini mümkün olduğu kadar namaz vakitleri dışında yapmaya çalışırlar. Eğer yol 10 saati aşan bir süre alıyorsa bu süre içerisinde belki bir defa namaz vakti için durulabilir. Zaten otobüs firmaları 10 saatlik bir yolda normal mola veriyorlar. Namaz kılanlar da bu mola sırasında namazlarını kılarlar. Bunun dışındaki durumlar çok az görülen arizi durumlar olabilir. Bunu büyütmenin ne otobüs firmalarına ne de yolculara yararı olabilir.

Dün Haşmet Babaoğlu da Hürriyet Gazetesi’ne “Yağmur Duası ile ne alıp veremediğiniz var” diye soruyordu. Birkaç gün önce Yalçın Doğan Ankara’da bir restoranın üst katında bir mescit açılmasını, bu yüzden lokantada içki servisi yapılmamasını eleştiriyordu.

Haşmet Babaoğlu yine Yalçın Doğan’ın Hürriyet’in eklerinde yayınlanan bir yazısından şöyle bir alıntı yapmış ve Yalçın Doğan’a adeta “yuh yani” deyip, medyada yıllarca üst düzey görevler yapmış, düşüncelerini istediği gibi kamuoyuna sunabilme imkanına sahip kişilerin çok hayati konularda ucuz klişeleri pişirip pişirip önümüze koyduğunda umutsuzluğa kapıldığını söylüyordu: Yazan Yalçın Doğan’dı. “”Global ısınmayı yağmur duasıyla çözemeyiz” diye yazmış. Sonra da duanın bu işe yaramayacağını… Bu tip adamlar bir de kendilerine “dinsiz” denildiği zaman kızıyorlar!

Vatan yazarı Ruhat Mengi’ye göre de artık “Kayseri de kız öğrenciler okumak istemiyormuş”. Sebebi kız öğrencilerin Kayserililerin tavırlarından duydukları rahatsızlıkmış. Güya korkuyorlarmış, kısa kollu gömlek giyemiyorlarmış ve kulağa 3 adet küpe takamıyorlarmış. Görüyorsunuz, birileri artık aczemendi, Fadime, Kalkancı gibi haberlerle kotarılan 28 Şubat Süreci’nin yeni bir başlangıcını bu tip yazı ve haberlerle kotarma amaçlarını ele veriyorlar!

Toplumdaki küçük bazı arizi durumları genelleştirip manşete çekmek yeni Türkiye’de artık işe yaramaz. Size yeni Kalkancılar ve Aczemendiler lazım. Ki onların son kullanma süresi doldu.

NUH GÖNÜLTAŞ/BUGÜN
06.Eylül.2007 11:14:07

Samanyolu Haber


Kaşınan adam,nefret ediyor.

Ağustos 23, 2007

 

BEKİR COŞKUN bu ülkenin

insanlarının yarısından tiksiniyor

MÜLTECİ COŞKUN

Bekir Coşkun hiçbir zaman “benim yazarım” olmadı
Cumhurbaşkanını beğenip beğenmemesi de kimsenin umurunda olmamalıydı
Kimse ona “Cumhurbaşkanını da al git” dememeli tabi.

Ama halkın yarısına “göbeğini kaşıyan adam” diye hakaret eden bir insanın, bu insanlar arasında çok da mutlu olmadığı düşünülebilir.

Madem göbek kaşıyan adamlar sorun, başka tarafını kaşıyanların olduğu bir ülkeye gidilebilir.

Coşkun bu ülkenin insanlarının yarısından tiksiniyor,
Ama memleketin taşını toprağını, matarasını, potinini (postal diyecek herhalde) seviyor.
Hiç şaşırmadım
Böyle bir vatan sevdası bunlarınki
Taş, toprak, matara, postal seviliyor da
İnsanı sevilmiyor
Oturduğu evin duvarını muhtemelen göbeğini bile kaşıyacak vakti olmayan bir Kürt amele örmüştür ama Bekir Coşkun onu sevmez

Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliğini karıştırıyor işin içine
Sanırsın “persona non-grata” ilan edilmişte memleketten kovulmuş…
Ortaokul kompozisyonu yazmaktan kimse kovulmaz bu ülkeden merak etme
Ama bir duvara iki kelime yazdı diye çok genç insan kovuldu bu memleketten

Hazır karıştırmışken Mültecilik meselesini
Sor bakalım
Göbeğinden başka yerlerini kaşıyan Bekir efendi
1980’de “ya sev ya terk” denilerek 20 000 kişiyi kim kovmuş bu memleketten
Ve tekrar vatandaşlık hakkını 2002’de kim geri vermiş onlara
Öyle Erostatvari meşhur olmak kolay

FikirciBey / ENSONHABER.COM