Hürriyet ve Milliyet yine yalan haber yaptı!

Ekim 5, 2007

Cumhurbaşkanı Gül’ün Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen STK’lara kuruluşlara davetiye göndermediği iddiası boş çıktı.

Hürriyet ve Milliyet’in gündeme getirdiği haber asılsız çıktı. İddialar hem de Kanal D’nin canlı yayında yalanlandı…

Mehmet Ali Birand’ın sunduğu Ana Haber Bülteni’nde konuk olan Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever konuya açıklık getirdi.

Birand, mitingci kuruluşlara davetiye gidip gitmediğini sordu. Sever, davetiye gönderildiğine dair belgelerin elinde olduğunu söyleyerek isteyene bunları gösterebileceğini ifade etti.

Başdanışman Sever, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Şener Eruygur’a 5 Eylül günü için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’a ise 7 Eylül günü için davetiye gönderildiğini söyledi.

Sever, bazı kuruluşların unutulduğunu ancak sözü edilen kişilere gönderildiğinin altını çizdi.

Birand bunu üzerine Kanal Türk’ün olmadığını iddia etti. Hatta yanında bulunan Murat Yetkin’e teyit ettirmek istedi. Ancak Yetkin’den bir yorum gelmedi.

Sever’in cevabı da hazırdı. Kanal Türk Ankara Temsilcisi Hulki Cevizoğlu’na davetiye gönderildiğini belirtti.

İnternetHaber.COM


Aydın Doğan Vehbi Koç’un oğludur iddaası!

Ekim 5, 2007

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ’UN ÖZBE ÖZ OĞLUDUR !!!
Gazeteci-yazar Serdar Kuru’nun çok ses getiren iddialarına bakalım:

” …

Yıllar önce Vehbi Koç’un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla
düşünmez. Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan’ın palazlandığı dönemdir. Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır.
Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır. Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezler de. Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç, ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler. Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.

Aydin Doğan aldırmıştır cesedi. DNA testinde kullandırır ve biraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum, kimseyle paylaşamazlar, susarlar. Koç ailesi için yıkım olan bu durum Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi, Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan’a vermektedirler.

Yani kimse sıfırdan zengin olmaz, olamaz!

Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol. Ne mümkün!

Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.

Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.

PEKALA AYDIN DOGAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(!) ve çok genç yaşta İstanbul’da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba? Bunun cevapları geçmişte gizlidir. İşin gerçeği, Aydın Doğan’ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi’dir.

Vehbi Koç’un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin
otomobil bayilerinden birisi olan Doğan’ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.

Doğan’in zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan’ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul’da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa
zamanda zenginleşti.

Bunun ardından Milliyet’i o zamanki sahibi Ercüment Karacan’dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafindan reddedildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi’ nin Doğan’ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin
geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi ‘nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi’ nin daha sonra
zavallı bir delinin üstlendigi son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastini “her zamanki şüphelilere” yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler. (Zaten her suikastte aynı şeyleri tekrarlamıyorlar mı?/onurlubiradam)

Doğan’ın, Türkiye’nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki?

Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye’de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç’lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.

Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye’ye geldi. Bu sırada Doğan’ın ekipleri
haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü. Türkiye’de Toprak Holding’in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç’lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding’in bir firmasi hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak’ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafindan el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet’in haberleri de duruverdi. Bizler de tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın(Sakıp Sabancı’dan bahsediyor/onurlubiradam) kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir. BİLENLER BİLİR.

Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail’le birlikte de Güneydoğu Anadolu Projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Washington’da “Hasna” isimli bir dernek kurdu. Bu derneğin internet adresi www.hasna.org. Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.

Derneğin ilk amaci Kıbrıs’ta Avrupa Birliği politikasina uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu
amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türk’ü gazeteci ve yazar Amerika’ya gönderilerek burada yağlı-ballı geziler ve Rum tezlerini anlatan
kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı “Hasna Journal” isimli gazete de her sayısında Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.

Hasna’nin diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail’le işbirliği içinde Kibbutzlar(Kibbutz: İsrail’e özgü bir çeşit çiftlik demektir. Kibbutz’larda İsraillilerin yanı sıra değişik ülkelerden gelen insanlar birlikte çalışarak,üreterek ve tüketerek ortak bir yaşamı paylaşırlar. Gelirleri tarımsal üretime dayanır ve bunun yanında ufak çapta diğer yan gelir kaynakları (fabrika, pansiyon vb) vardır. Elde edilen tüm gelir Kibbutz çalışanları tarafından eşit şekilde paylaşılır. Musevilerin dini günü Şabat (her Cumartesi) dışında haftanın 6 günü çalışılır. Bu oluşumun İsrail devletinin kuruluşunda önemli etkileri olmuştur./onurlubiradam) açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi gibi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı’nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu. İnternet adresi www.tech4peace.org olan bu kurumun başında Nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.

Sayın Doğan’ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan’ın ülkemize “geçmişte” yaptığı iyilikler
için 1999 senesinde Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldığını göz önüne alırsak, bu son faaliyetleri için de Avrupa’dan “Legion de Honeur” ve Amerika’dan “Medal of Freedom” alacağını da tahmin edebiliriz.

Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

Sevgilerimle,

Serdar Kuru
Araştırmacı Yazar”

İddialar böyle. Bir de Aydın Doğan’ın 10 Eylül 2002 tarihinde Zaman Gazetesi’nden Nuriye Akman’a verdiği röportajdaki açıklamalarına bakalım:

Aydın Doğan: Asıl imparatorluk Koçlar, ben onlarla boy ölçüşemem!

“Aydın Doğan, kendisine yönelik ‘imparator’ tanımlamasını sevmediğini belirterek, Türkiye’de asıl imparatorluğun Koç Grubu olduğunu söyledi. Doğan, “Ben onlarla boy ölçüşemem. Koçlar’la yarışmam hayalcilik olur.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin iki köklü gazetesi Hürriyet ve Milliyet’in sahibi olan Aydın Doğan, gazetelerini de değerlendirdi. Kendisinin 68 kuşağının değil, 1990’lı yılların solcularından olduğunu belirten Doğan’a göre Milliyet de biraz solda. Hürriyet ise daha çok devlet gazetesi. “Gazete patronu olmanızda Vehbi Koç’un maddi bir katkısı oldu mu?” şeklindeki soruya ise Doğan, şu cevabı verdi: “Vehbi Koç’un damadı İnan Kıraç’la dostluğum sebebiyle yıllarca Milliyet için Vehbi Koç’un dediler. İnan Kıraç’ın Milliyet Gazetesi’ni almamda çok büyük manevi katkıları oldu. Hürriyet’i aldığım dönemde de bankalarından kredi aldım.”

….”

Bir anekdot daha! Doğan Vakfı’nın Türkan Saylan’ın başkanlık yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile ortak hareket ederek eğitim çalıştayları düzenlediklerini biliyor muydunuz?


Milliyet’in namaz rahatsızlığı

Ekim 5, 2007

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Nuh Gönültaş Milliyet Gazetesi’nin ‘ otobüslerde namaz molası’ yalan haberini köşesine taşıdı.

Medyada 28 Şubat eğlimleri

Yalan olduğu besbelli. Ama Milliyet manşetine çekmiş. Demek ki artık eskisi gibi irtica haberleri yapamadıklarından olacak durumu böyle idare etmeyi düşünüyorlar.

Haber şehirlerarası yolcu otobüslerinde verildiği belirtilen namaz molalarının zorunlu hale geldiği, bunun da yolcuları rahatsız ettiğini söylüyor. Eğer şoför namaz molası vermezse mola isteyenler şoförü “dinsizlik”le suçluyorlarmış. Bu da şoförün moralini bozduğu için kaza yapma riski artıyormuş! Yalan…

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Otobüs yarım saat cami önünde namaz kılanları beklemiş. Bundan da öbür yolcular müthiş derecede rahatsız olmuşlar! Milliyet gazetesinin dünkü manşeti bu içerikte. Haberi manşete uygun görenler müthiş bir sosyal yaraya parmak basmışlar! Aferim onlara.

Milliyet’i yapanlara gazetecilik dersi vermek gibi bir niyetim yok. Ancak bu kadar basit ve yalan olduğu açıkça belli olan bir haberin manşet yapılması pek de iyi niyetli olmadıklarını gösteriyor! AK Parti’nin çoğunluk iktidarı, her iki seçmenden birinin oyunu alarak iktidar olmasının doğal sonucu bu işte demeye getiriyorlar. Ulusoy Genel Müdürü Mustafa Yıldırım “Günde beş vakit namaz için durulması büyük olay” demiş.

Vayy… Demek ki Ulusoy Otobüs firması ile seyahat edenler beş namaz vaktinin beşinde de otobüs şoföründen namaz molası itiyorlar! Namaz kılanlar seyahatlerini mümkün olduğu kadar namaz vakitleri dışında yapmaya çalışırlar. Eğer yol 10 saati aşan bir süre alıyorsa bu süre içerisinde belki bir defa namaz vakti için durulabilir. Zaten otobüs firmaları 10 saatlik bir yolda normal mola veriyorlar. Namaz kılanlar da bu mola sırasında namazlarını kılarlar. Bunun dışındaki durumlar çok az görülen arizi durumlar olabilir. Bunu büyütmenin ne otobüs firmalarına ne de yolculara yararı olabilir.

Dün Haşmet Babaoğlu da Hürriyet Gazetesi’ne “Yağmur Duası ile ne alıp veremediğiniz var” diye soruyordu. Birkaç gün önce Yalçın Doğan Ankara’da bir restoranın üst katında bir mescit açılmasını, bu yüzden lokantada içki servisi yapılmamasını eleştiriyordu.

Haşmet Babaoğlu yine Yalçın Doğan’ın Hürriyet’in eklerinde yayınlanan bir yazısından şöyle bir alıntı yapmış ve Yalçın Doğan’a adeta “yuh yani” deyip, medyada yıllarca üst düzey görevler yapmış, düşüncelerini istediği gibi kamuoyuna sunabilme imkanına sahip kişilerin çok hayati konularda ucuz klişeleri pişirip pişirip önümüze koyduğunda umutsuzluğa kapıldığını söylüyordu: Yazan Yalçın Doğan’dı. “”Global ısınmayı yağmur duasıyla çözemeyiz” diye yazmış. Sonra da duanın bu işe yaramayacağını… Bu tip adamlar bir de kendilerine “dinsiz” denildiği zaman kızıyorlar!

Vatan yazarı Ruhat Mengi’ye göre de artık “Kayseri de kız öğrenciler okumak istemiyormuş”. Sebebi kız öğrencilerin Kayserililerin tavırlarından duydukları rahatsızlıkmış. Güya korkuyorlarmış, kısa kollu gömlek giyemiyorlarmış ve kulağa 3 adet küpe takamıyorlarmış. Görüyorsunuz, birileri artık aczemendi, Fadime, Kalkancı gibi haberlerle kotarılan 28 Şubat Süreci’nin yeni bir başlangıcını bu tip yazı ve haberlerle kotarma amaçlarını ele veriyorlar!

Toplumdaki küçük bazı arizi durumları genelleştirip manşete çekmek yeni Türkiye’de artık işe yaramaz. Size yeni Kalkancılar ve Aczemendiler lazım. Ki onların son kullanma süresi doldu.

NUH GÖNÜLTAŞ/BUGÜN
06.Eylül.2007 11:14:07

Samanyolu Haber


Kaşınan adam,nefret ediyor.

Ağustos 23, 2007

 

BEKİR COŞKUN bu ülkenin

insanlarının yarısından tiksiniyor

MÜLTECİ COŞKUN

Bekir Coşkun hiçbir zaman “benim yazarım” olmadı
Cumhurbaşkanını beğenip beğenmemesi de kimsenin umurunda olmamalıydı
Kimse ona “Cumhurbaşkanını da al git” dememeli tabi.

Ama halkın yarısına “göbeğini kaşıyan adam” diye hakaret eden bir insanın, bu insanlar arasında çok da mutlu olmadığı düşünülebilir.

Madem göbek kaşıyan adamlar sorun, başka tarafını kaşıyanların olduğu bir ülkeye gidilebilir.

Coşkun bu ülkenin insanlarının yarısından tiksiniyor,
Ama memleketin taşını toprağını, matarasını, potinini (postal diyecek herhalde) seviyor.
Hiç şaşırmadım
Böyle bir vatan sevdası bunlarınki
Taş, toprak, matara, postal seviliyor da
İnsanı sevilmiyor
Oturduğu evin duvarını muhtemelen göbeğini bile kaşıyacak vakti olmayan bir Kürt amele örmüştür ama Bekir Coşkun onu sevmez

Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliğini karıştırıyor işin içine
Sanırsın “persona non-grata” ilan edilmişte memleketten kovulmuş…
Ortaokul kompozisyonu yazmaktan kimse kovulmaz bu ülkeden merak etme
Ama bir duvara iki kelime yazdı diye çok genç insan kovuldu bu memleketten

Hazır karıştırmışken Mültecilik meselesini
Sor bakalım
Göbeğinden başka yerlerini kaşıyan Bekir efendi
1980’de “ya sev ya terk” denilerek 20 000 kişiyi kim kovmuş bu memleketten
Ve tekrar vatandaşlık hakkını 2002’de kim geri vermiş onlara
Öyle Erostatvari meşhur olmak kolay

FikirciBey / ENSONHABER.COM


Kendi kaşınan adam kimi,nereye gönderdi?

Ağustos 23, 2007

DEVELERE BİNİP ARABİSTANA GİDİN!

 Bugün ‘Hiçbir yere gitmiyoruz, buradayız’ diyerek çok sesliliği savunan Bekir Coşkun, bundan sadece bir yıl önce başörtülü öğrencilere şöyle seslenmişti: Develere binip Arabistan’a gidin.

 

SEÇİMLERİN ardından “Göbeğini kaşıyan adam” benzetmesiyle halka hakaretler yağdıran ardından da “Gül benim cumhurbaşkanım olamaz” diyerek yeni bir tartışma başlatan Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, dünkü yazısında “Benim gidecek başka yerim yok” diyerek Türkiye”den ayrılmayacağını söyledi.

Coşkun”un Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül”ü hedef alan sözlerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “O zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmalı” yanıtını vermişti. Coşkun”un bu tavrı, kendisiyle çeliştiği ve “Demokrasi ona da lazım oldu” yorumlarına neden oldu. Zira Coşkun bundan bir yıl önce 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel”in başörtülü kızların Türkiye”deki eğitim hakkı için “İstiyorlarsa Suudi Arabistan”a gitsinler” şeklindeki sözlerine destek vermiş ve “Çöl yolcuları” başlıklı yazısında şunları söylemişti: “Bence bu arkadaşlar develere binip. “İslama uygun laik anayasa yapılır” diye hep birlikte Arabistan çölüne açılabilir. Öndeki devede fikir babası olarak Bülent Arınç olmalı. Elbette Başbakan ve diğerleri de…”

“TÜRK VE LAİK OLMAK”

DEMİREL”E sessiz kalan Hürriyet yazarları da bugün insan hakları konusunda hassas oldukları iddiasıyla Coşkun”a sahip çıkıyor. Hürriyet”ten Ertuğrul Özkök, “Fransız asıllı Türk vatandaşıyım. Fransa”nın vatandaşlık teklifini reddettik. Cevabım şu: Hayır Sayın Başbakan. Bir yere gitmiyoruz” diyen Coşkun”un eşi Andree Coşkun”un sözlerini köşesine taşıdı.

Hürriyet yazarı Mehmet Yılmaz da, “Komünistler Moskova”ya” dediler, gönderemediler. Sonra “Ya sev, ya terk et” dediler. Yine kaldık. Şimdi de “TC vatandaşlığından çıkın” diyorlar… Gün gelecek, geçmiştekiler gibi demokrasinin nasıl bir şey olacağını öğrenecekler. O gün geldiğinde, onlar gibi, “Araplara benzemeyi çok heves ediyordunuz. Hadi gidin Arabistan”a” demeyeceğiz elbette” diye yazdı. Yine Hürriyet”ten Yılmaz Özdil ise, “Hem Türk, hem laiksen, çaresiz tası tarağı toplayıp gideceksin buralardan” dedi.

Bu arada Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki”den “Ya sev ya terk et anlayışını Sayın Başbakanımız hiçbir zaman tasvip etmediği gibi bugün de reddetmektedir” açıklaması geldi. Erdoğan”ın sözlerinin kişisel olmadığını belirten Beki, Coşkun”un gazetesi tarafından eleştirilerin hedefi haline getirildiğini kaydetti.

“ULUSAL SALAK”

COŞKUN, 2005″te de başörtülü kadınlara “Ulusal salak” diyerek hakaret etmiş ve “Asıl salak, inanca saygısızlardır” diyen kadınlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Coşkun, seçim öncesinde de kamuoyu araştırmalarını “ti”ye almış, özellikle Tarhan Erdem”i hedef alarak, “Erdem”in şirketinin anketine göre AK Parti yüzde 48. Allah”a şükretmeliyiz ki, erdemli tarhana yoklamalar hiçbir zaman tutmuş değil” demişti.

Suudi Arabistan”a gitsinler

2 Mayıs 2006″da Demirel başörtülü kızların Türkiye”de eğitim zorluğu konusu gündeme gelince “İstiyorlarsa Suudi Arabistan”a gitsinler” demişti. Demirel bir televizyon programında çok tartışılan şu açıklamayı yapmıştı: “Orası üniversite, kuralları var. İlla başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan”da falan öyle yerler vardır, oraya gidin.” Bugün Coşkun”a destek verenler, Demirel”in sözleri karşısında başörtülü öğrencilere aynı desteği vermemişti. Ne haksızlığa uğrayan Bekir Coşkun ne de Hürriyet”in diğer yazarları. Konuyu görmezden gelmişlerdi.

ÇOŞKUN’UN ÇÖL YOLCULARI BAŞLIKLI YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

ensonhaber.com


Hürriyet bunu haber yapacak mı?İzleyelim..

Ağustos 18, 2007

3 maaşlı CHP milletvekili 

HP’den Çorum Milletvekili seçilen Derviş Günday, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) ve Türkiye Şoförler Federasyonu (TŞOF) Başkanlığı görevinden hâlâ ayrılmadı.

18 Ağustos 2007 Cumartesi 14:20

CHP’den milletvekili seçilen Derviş Günday, büyük rant döndüğü iddia edilen TESK ve TŞOF Başkanlığı’ndan istifa etmedi. 6 ay daha görevlerini sürdürme kararı alan Günday, bu süre boyunca 3 yerden maaş alacak

CHP Çorum Milletvekili Derviş Günday, bir koltukta üç karpuz taşıyor!.. Vekil seçilmesine rağmen Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nda (TŞOF) 25 yıldır, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu’nda da 16 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevlerinden ayrılmadı. Günday’ın büyük rant döndüğü iddia edilen TŞOF ve TESK’teki görevlerini 6 ay daha sürdürme kararı ‘siyasi etik’ tartışması başlattı ve ‘saltanata devam edecek’ diye yorumlandı.

BİR KAÇ YERDEN MAAŞ

DERVİŞ Günday, bu görevleri bırakması için yasanın tanıdığı 6 aylık süreyi sonuna kadar kullanırsa, milletvekili maaşının yanı sıra buralardan da maaş ve huzur hakkı alacak.

22 Temmuz seçimlerinde milletvekili seçilen Günday siyasi işleriyle ilgilenirken, TESK’te Başkanvekili olarak Bendevi Palandöken görev yapıyor. Palandöken, Derviş Günday’ın görevinden ayrılmayacağını belirterek, ‘Konfederasyon kongresi yapılıncaya kadar başkan görevde olacak. Bunda hukuka ayrı bir yön yok’ dedi. Konfederasyon’un internet sitesine bir veda yazısı yazan Derviş Günday, ‘Genel başkanlığını yürüttüğüm TESK ve TŞOF’un yeni yöneticileri, yasanın gösterdiği şekilde ve yasal süreç içinde belirlenecektir’ diyerek, genel kurullar yapılana kadar her iki kuruluşun da başkanlığını sürdüreceğini açıkladı.

Günday’ın bu kararı iki kuruluşta tartışma yarattı. Daha önce Günday’a rakip olan Madeni Eşya Sanatkarları Federasyonu Başkanı Özcan Saraçoğlu, şunları söyledi:

ETİK OLARAK İSTİFA ETMELİ

‘YASALARDA kamu kuruluşlarında göreve başlayan birlik ve sendika yöneticilerinin 6 ay içinde istifa etmeleri öngörülüyor. Günday buna dayanarak istifa etmiyor. Ancak etik açıdan istifa etmesi gerekir. Benim adaylığım devam ediyor’ dedi. Günday’ın bu kuruluşlardan meydanı muhaliflerine bırakmamak için ayrılmadığı belirtiliyor. Günday’ın kendisinden sonra gelecek yönetim için gerekli alt yapıyı oluşturduktan sonra ayrılacağı kaydediliyor. Günday’ın aksine Necati Çelik Hak-İş’ten, Bayram Meral Türk-İş’ten, Mücahit Fındıklı’nın Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’ndan ve Zafer Çağlayan da Ankara Sanayi Odası başkanlıklarından istifa etti. Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu star’a yaptığı açıklamada, ‘Seçildiğimiz an, diğer görevi bırakmak zorundayız. Bayram Meral seçildi. Türk-İş Başkanlığını bıraktı. Zafer Çağlayan en yakın örnek. Tabii bir bırakma geleneği var’ dedi. Türk-İş Başkanı Salih Kılıç da ‘Daha önce Türk-İş Başkanı Bayram Meral seçildikten hemen sonra bizim yasamızda olduğu için istifa edip milletvekili oldu. TESK’in yasasında nasıl bir durum var onu bilemiyorum’ dedi. Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül de istisnasız bütün sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederken Günday’ın başkanlığını yaptığı TESK’le görüşmedi.

CHP’NİN ARKA BAHÇESİ

ÖZCAN Saraçoğlu, Gül’ün TESK’ten randevu istememesi nedeniyle Derviş Günday’ı eleştirdi. Saraçoğlu, ‘Günday TESK’i boğazına kadar siyasete bulaştırdı. CHP’nin arka bahçesi haline getirdi. Günday üzerine vazife olmadığı halde basın ve TESK’in resmi internet sayfası aracılığıyla Gül’ün adaylığına sürekli karşı çıktı’ dedi. Saraçoğlu, şunları söyledi: ‘Bir cumhurbaşkanı adayını TESK’i ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlarımızı onurlandıracak nezaket ziyaretinden mahrum bırakan, Gül’ün sivil toplum örgütlerini ziyaret ettiği bir anda Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerine katılmayı yeğleyen Günday’ın bu ve benzeri tutum ve davranışlarını esnaf ve sanatkarlarımızın çok iyi bir şekilde değerlendireceğine olan inancım tamdır.’

MAAŞI HEP TARTIŞILDI

ÖTE yandan, TESK Başkanı Günday’ın aldığı maaş hep tartışma konusu oldu. Günday maaşıyla ilgili iddialar üzerine tazminat davaları açtı. Ancak, 2005’ten önce ne kadar maaş aldığı bir türlü açıklığa kavuşmadı. 21 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Esnaf Kanunu ile Günday’ın maaşı 10 brüt asgari ücret düzeyine indi. Günday’ın, TŞOF’tan da ‘huzur hakkı’ adı altında, yine TŞOF’a bağlı Trafik Araç ve Gereçleri İmalatı Şirketi’nin Danışma Kurulu Başkanlığı’ndan ücret aldığı iddia edilmişti.

Holding gibi kuruluşlar

ÇOK sayıda dinlenme tesisleri, otelleri, holding merkezini andıran binalarıyla TESK ve benzeri konfederasyonlar Türkiye’de sürekli tartışma konusu oldu. Geçen dönem TESK’in gelirlerinin kontrol altına alınması için TBMM’ye yasa teklifi verildi ancak kadük oldu. AK Parti Trabzon Milletvekili Asım Aykan ve 40 arkadaşı tarafından grubun desteği alınarak TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun teklifiyle, esnaf ve sanatkarların en üst kuruluşu olan TESK’e bağlı oda ve birliklerin gelirlerinin arttırılması hedeflendi. Böylelikle tüm gelirleri kendisinde topladığı için eleştirilen TESK’in gelirlerinin bir kısmı da bağlı oda ve birliklere aktarılması planlanmıştı. Teklif, tamamı TESK’e giden Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Sicil Gazetesi’ne verilen ilan gelirlerinin dağılımı yeniden düzenliyordu. İlan gelirlerinin yüzde 20’si meslek odalarına, yüzde 60’i ilanın verildiği ildeki birliğe, yüzde 20’si ise TESK’e verilmesi öngörülüyordu. Yeni dönemde teklifin yenilenebileceği belirtiliyor.

Şoförlükten zirveye!

ESKİ astsubay olan Derviş Günday, 1977 yılına kadar Ankara’da taksi şoförlüğü yaptı. Aynı yıl Ankara Belediye Meclisi üyesi oldu. 1979 yılında Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı, aynı yıl Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu ikinci Başkanı seçildi. 1988 yılında federasyon başkanı oldu. 1990 yılında TESK Genel Başkanvekili, 1991 sonunda da genel başkan oldu.

Yasa iptali kurtardı

HÜKÜMET Derviş Günday ve benzeri federasyon ile konfederasyon yöneticilerinin sürelerini kısaltmak için, birliklerde en fazla iki dönem üst üste yöneticilik yapılabileceğini düzenleyen bir yasa çıkardı. Ancak CHP’nin yasanın ‘adil’ olmadığı gerekçesiyle yaptığı başvuruyu Anayasa Mahkemesi haklı bularak düzenlemeyi iptal etti. Böylelikle Derviş Günday’ın saltanatını yıkmaya yönelik yasa ortadan kalktı.

STAR


Hürriyet yazarları HAKARET atağında!

Ağustos 18, 2007

Hürriyet, Emin Çölaşan’a yol verme operasyonu kapsamında bir harekat girişimi başlattı. Gazetenin kalemşörleri, AK Parti’ye oy verenlere her gün bir şekilde saldırıyor.
Doğan medyası, ikili oynamada yeni bir yöntem geliştiriyor.

Bir taraftan bazı haberleriyle AK Parti’ye destek veren bir politika izler görünerek Aydın Doğan’ın işlerini yoluna koymaya çalışıyor, öbür taraftan da topluma ağır hakaretler yöneltiyor.

AK Parti’ye destek veren politika çerçevesinde son örnek ise Emin Çölaşan’ın gönderilişi oldu. Hürriyet, kişisel kapris ve geçimsizliğiyle gazete çatsı altında ve Doğan Medya Grubu’nda kavga etmediği kimseyi bırakmadığı için işine son verilen Emin Çölaşan’ı bile farklı bir kılıfla sunmayı başardı. Çölaşan’ın gönderilişini, sanki hükümet kanadı istemiş gibi toplumun algılamasını sağladı.

İKİLİ POLİTİKADA BU KEZ SIRADA HAKARETLER ZİNCİRİ VAR

Hürriyet yazarları, şimdi AK Parti’ye oy veren kitleye hakaretler yağdırmaya başladı. 1950′de Demokrat Parti’ye oy verenleri, “Haso-Memo” diye aşağılayan zihniyet bu kez oklarını AK Parti seçmenine yöneltti. “Göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafa” sıfatlarına bu kez bir yenisi eklendi: “Mürit müşteri”…

Bekir Coşkun’un “Atatürk’ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken… Göbeğini kaşıyan adam uzakta bıyık altından güler. Ve sandık ortaya konulduğunda… Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur” hakaretleriyle başlayan çıkış, Hürriyet’in yeni gözdesi Yılmaz Özdil ile sürdü. Özdil, “Allah cezanızı versin be kardeşim” diyerek bela okuduğu yazısını, yüzde 46,7’ye “bidon kafa” diyerek sürdürdü.

Hakaret sırası ise bu kez yalan ve asılsız haberleriyle önceki yıl ipliği pazara çıkan yazarı Özdemir İnce’de idi. İnce, dünkü yazısında AK Parti’ye oy veren seçmene ilk başta ‘müşteri’ diye vasıflandırdıktan sonra hakaretleri peşpeşe sıralıyor.

Özdemir İnce’nin, AK Parti seçmenini “mürit müşteri” diye nitelendirdiği yazısı:

Seçim tahminleri

4 Ağustos sabahı Muğla-Ören’de bakkal gazete paketlerini yeni açıyordu. Ülker, Hürriyet’in manşetini gösterdi: “Ağustosböceği ile karınca”. Bir yanda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı “Karınca” Yılmaz Büyükerşen; öteki tarafta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek.

Ben olsam Melih Gökçek’in yanına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı da koyardım. Ama bu muhteşem manşetten dolayı gazetenin yazı işlerini kutluyorum.

* * *

22 Temmuz seçimlerinden sonra bayram çocukları gibi şımaran İslamcı ve İkinci Cumhuriyetçi yazarlar, seçim tahmini yapmada yanılan yazarlara hakaret yağdırdılar ve istifalarını istediler. Kimi gazete yazarları da tahminlerinde yanıldıkları için açıkça özür dilediler. Ben gerçi tahmin yapmadım ama AKP aleyhinde yazılar yazdım. AKP’nin yüzde 46,7 oy alması konusunda yanıldım. Ama ben Türk halkının 46.7’sini seçmen sandığım için yanıldım. Bu yüzde 46.7 meğer seçmen değil müşteri imiş.
Çünkü Türkiye’nin nesnel koşullarında halk seçmen bilincine ulaşmış olsaydı AKP’nin seçimi kazanması saçmalıktan başka bir şey olamazdı. AKP ve yarattığı nesnel koşullar eğer Fransa, İtalya, Almanya, İspanya’ya ve öteki AB ülkelerine taşınmış olsaydı bu parti kesinlikle seçimi kazanamazdı. Neden kazandı? Bunun bilimsel ve sosyolojik bir açıklaması olamaz. AKP’ye oy verenlerin seçmenlik bilincinin düzeyini, ulusal dayanışma ruhunun yoğunluğunu ölçmeden bir açıklamada bulunmak son derece sakıncalı olur. Seçmen mi, mürit mi, illüzyon bağımlısı mı?

* * *

Şu anda Ankara ve İstanbul kentleri susuz kalmaya mahkûm durumda. Şu günden itibaren yağmur yağmaya başlasa bile barajların eski doluluklarına erişmeleri birkaç yılı alır.

Susuzluğa çare olarak Allah’tan yardım isteyen ve Ankaralıların tatillerini uzatmalarını ya da ailelerinin yanına gitmelerini ve “cenabet” gezmelerini tavsiye eden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Avrupa’da alay konusu oldu. Susuzluk bunalımının bu noktaya varacağı neredeyse sekiz aydır biliniyordu. Bunu seçmen de biliyordu. İstanbullu seçmen de İstanbul’un susuzluğa mahkûm olduğunu biliyordu. Sorumlu bu iki kenti yöneten ve ülkede iktidarda bulunan AKP idi. Ama Ankaralıların yüzde 48’i, İstanbulluların yüzde 45’i AKP’ye oy verdi. Fakat Eskişehir’de çok trajik bir gerçekle karşı karşıya bulunuyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı bir AKP’li olsa Eskişehir’in de durumu İstanbul ve Ankara’dan farksız olurdu. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı susuzluk tehlikesini üç yıl önceden gördü ve aldığı önlemlerle Eskişehir’i kurtardı. Seçim sonuçları ne oldu Eskişehir’de? AKP yüzde 44, Yılmaz Büyükerşen’in partisi DSP ile seçime birlikte giren CHP yüzde 24 oy aldı. Eskişehir seçimlerinin sonuçlarının mantıklı ve rasyonel olduğunu kimse söyleyemez.

Atalarımız “Kendi düşen ağlamaz iki gözü birden çıkar” demişler, ama yüzde 46,7’nin yaptığı seçimi Türkiye çok pahalıya ödeyecek. Verdikleri oy sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin adı “Ilımlı İslam Demokrasisi” oldu. “Türkiye’de laik sistemin sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz” (Nail Güreli, Milliyet, 15.08.07; The Guardian, 15.12.05) diyebilen biri cumhurbaşkanı olacak. Bunun utancı yedi göbek sülalemize yeter!

Kaynak: Haber 7


Yılmaz Özdil,Halka Bidon Kafa Dedi!!

Ağustos 13, 2007

Halka ”BİDON KAFA” diyen bu  Hürriyet yazarının iğrenç yazısı aşağıda.Hürriyet’in halkıyla dalga geçmesi bir yana,artık yazarları da bu işlerle uğraşıyor.Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına demediğini bırakmayan bu cahil yazara tüm millet gereken cevabı vermeli.

 BİDON KAFALI

ŞARIL şarıl bedava su varken, baraj yapacağına, dünyanın en uzun borusunu döşeyip, taaa Rusyalardan en pahalı gazı getiriyor…Depo yok.

Depo var…

Su yok.

Suyu bulsa…

Boru yok.

Boru döşese, o döşeyene kadar zaten su kuruyor.

*

Yani darılmayın ama, hakikaten Allah cezanızı versin be kardeşim.

*

Bakıyorum televizyonlara…

Şöhret olmuşsun yahu!

BBC, CNN hep seni gösteriyor.

Akmayan çeşme başında, elindeki boş bidonu kameraya sallayarak, “elim kırılsaydı” diye bağırıyorsun.

*

Hiç bağırma.

Senin paranla sana köfte ekmek ısmarladılar, hizmet sandın… Sudan ucuz senin oyun.

Hiç bağırma.

*

Düşün şöyle bir…

Maazallah CHP-MHP iktidar olsaydı, ne diyeceklerdi?

“Uğursuz bunlar…”“Bereketsizler…”

“Geldiler, kuruttular…”

Demeyecekler miydi?

Diyeceklerdi.

Sen de kafanı emme basma tulumba gibi sallayarak, “he valla” demeyecek miydin?

Diyecektin.

Hatta, şu anda tek satır bile susuzluktan bahsetmeyen liboşları, satılık kalemleri okuyup okuyup, “şerefsiz bu laikler” demeyecek miydin öfkeyle?

Diyecektin.

Hiç bağırma.

*

Bak şimdi sen, çoluk çocuk kokarcaya döndün, Afrikalılar gibi fellik fellik yıkanacak dere arıyorsun…

Senin sırtından koltuk sahibi olanlar, borsa vurgunu yapanlar, ihale kapanlar, dolar-faiz volisi vuranlar ise, Perrier’le San Pellegrino’yla jakuzide banyo yapıyor, köpük köpük.

*

Reina’da sular kesik mi sanıyorsun, a benim bidon kafalım?

*

Şimdi iyi dinle…

Yap elini yumruk.

Şeytan kulağına kurşun der gibi vur bakayım kafana iki defa…

Ne duydun?

“Donk donk” di mi?

*

Sen önce onu doldur.

Su kolay.

 İşte cahil Yılmaz ÖZDİL’in mail adresi
 yozdil@hurriyet.com.tr     Tepkinizi bu mail adresine mail atarak gösterebilirsiniz.


Genç Siviller Basın Bildirisi

Ağustos 10, 2007

Genç Siviller Hala Rahatsız!

Her şey birkaç ay önce başladı.

Önce, mitingler yapıldı, halk böyle istiyor mistifikasyonu yaratılmaya çalışıldı.

Sonra emekli hukukçuları, askerleri, politikacıları naftalin kokulu sandıklardan çıkardılar, bilirkişi diye önümüze koydular.

Koskoca hakimler 367 saçmalığını gözümüzün içine baka baka onayladı.

‘Yok artık bu devirde olmaz’ denen oldu, bir gece yarısı asker muhtıra verdi.

Düdük çaldı, köşelerin en mert ve yetkin diye bilinen kalemleri, güya solda fikirsel temellerini kuranlar biranda özköklerine döndüler ve bila istisna bu sürecin coşkun ve yılmaz savunucuları oldular.

Ve sonunda beyinlerimiz üzerinde verdikleri iktidar mücadelesinin meyvelerini alma mevsimi geldi, önümüze sandık kondu.

Daha önce de yaptığımız gibi, tüm gündelik eleştirilerimizi, normal şartlar altında geçerli olan siyasal farklılıklarımızı bir kenara kaldırdık ve şapkadan tavşan çıkardık.

Hesapları tutmayan toplum mühendisleri hiç üzerlerine alınmadılar, halkın ahmaklığından hatta ihanetinden dem vurdular, faturayı birkaç siyasetçiye kestiler. Ayağa kalkıp üzerilerindeki tozları silkelediler ve hiçbir şey olmamış gibi “nerde kalmıştık?” diyerek yeni taktikler geliştirmeye koyuldular.

Daha önce zorlayarak, ürküterek, tehdit ederek yapamadıklarını, bugün uzlaşma, fedakârlık, kardeşlik, şövalyelik gibi değerlerle yapmaya çalışıyorlar.

Yani şeytan bu kez sağdan yaklaşıyor.

Her fırsatta “Çağlayan’a kulak ver, Tandoğan’a bak, Gündoğdu Meydanı’nı gör” diyerek uzlaşma adı altında kendi gündemini dayatanlara, 22 Temmuz’da Çağlayan’da, Tandoğan’da, Gündoğdu’da toplanan kalabalığı saymalarını öneriyoruz.

Hem de bu kez Google Earth’den değil, göz kararı da değil, Yüksek Seçim Kurulu web sayfasından.

Bu sayılar arasındaki milyonlarca farkı görüp, bu kez siz uzlaşmaya ne dersiniz?

Abdullah Gül, Sezer’den çok daha tarafsız, çok daha güler yüzlü, çok daha hoşgörülü bir cumhurbaşkanı olacaktır.

Gelin siz bir fedakarlık yapın ve Abdullah Gül üzerinde uzlaşın.

Yine de içine sinmeyenlere denilebilecek tek söz kalıyor:

“Biz 7 yıl Sezer’e katlandık, siz de 7 yıl Abdullah Gül’e katlanın.”

Abdullah Gül, her an geri adım atacak kadar inançsız sağcı idare-i maslahatçılık ile sırtını askeri vesayete dayamış totaliter bir uzlaşma söylemi arasında sıkıştırılmış durumda.

AKP kurmayları bilmelidir ki; savcıyla, dergiyle, 301’le doymayan bu demokrasi öğütücüsüne bir Abdullah Gül’ü feda etmek sadece onun daha fazla  iştahını kabartacaktır.

Genç Siviller olarak; Abdullah Gül aday olamazsa çatışma çıkar diyemiyoruz, çünkü elimizde silah yok.

Abdullah Gül aday olmazsa kargaşa çıkar diyemiyoruz, çünkü emrimizde gazetelerimiz, televizyonlarımız yok.

Abdullah Gül aday olamazsa kriz çıkar diyemiyoruz, çünkü devletin en kudretli mevkilerinde adamlarımız yok.

Genç siviller olarak ancak şunu söyleyebiliyoruz: Abdullah Gül aday olamazsa, vicdanımız sızlar, demokrasimiz bir yara daha alır.

1961’de başına silah dayanıp, yurtdışına kaçmak zorunda bırakılan Ali Fuad Başgil’in cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi ileride utanarak anlatacağımız bir hikâyemiz daha olur.


Yeni demokrasi

Ağustos 8, 2007

Merhabalar, aşağıda adresini verdiğimiz mail grubuna üye olup,yazılan yazıları okuyup,sizde paylaşımlar yapabilirsiniz.Güncel konularla ilgili fikirlerinizi yazıp size verillen cevapları okuyabilirsiniz.

Gruplarla ilgili fikirleri olmayanlara açıklık getirelim;
Aşağıdaki grup adresine tıklayıp bu gruba katıl butonuna basıp üye oluyorsunuz.Buraya herhangi bir yazı yazılırsa mail adresinize sırasıyla gelecektir.Gelen yazıları isted,ğiniz zaman okursunuz.Yanıtlamak isterseniz,mailinize gelen yazıdaki”Bu yazıyı yanıtla,yazarı yanıtla” linkini kullanabilirsiniz. Yeni konu başlatmak isterseniz,grup anasayfasındaki yeni konu başlat linkini kullanabilirsiniz..

http://groups.google.com/group/yeni-demokrasi   mail grubu,Anti-Hürriyet oluşumudur..

Grup adı:  
Yeni Demokrasi
Tanım:    
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bugüne kadar ; 367 meselesi,22 Temmuz seçimleri ile oluşan HALK’IN EGEMENLİĞİ adıyla yenilenen demokrasimiz ile ilgili paylaşımlar için grubumuza üye olabilirsiniz.

Grubun adresi    
http://groups.google.com/group/yeni-demokrasi

e-posta adresi:
yeni-demokrasi@googlegroups.com

Google Gruplar
Yeni Demokrasi grubuna kayıt ol
E-posta:

Bu grubu ziyaret et