Kendi kaşınan adam kimi,nereye gönderdi?

Ağustos 23, 2007

DEVELERE BİNİP ARABİSTANA GİDİN!

 Bugün ‘Hiçbir yere gitmiyoruz, buradayız’ diyerek çok sesliliği savunan Bekir Coşkun, bundan sadece bir yıl önce başörtülü öğrencilere şöyle seslenmişti: Develere binip Arabistan’a gidin.

 

SEÇİMLERİN ardından “Göbeğini kaşıyan adam” benzetmesiyle halka hakaretler yağdıran ardından da “Gül benim cumhurbaşkanım olamaz” diyerek yeni bir tartışma başlatan Hürriyet yazarı Bekir Coşkun, dünkü yazısında “Benim gidecek başka yerim yok” diyerek Türkiye”den ayrılmayacağını söyledi.

Coşkun”un Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül”ü hedef alan sözlerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “O zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmalı” yanıtını vermişti. Coşkun”un bu tavrı, kendisiyle çeliştiği ve “Demokrasi ona da lazım oldu” yorumlarına neden oldu. Zira Coşkun bundan bir yıl önce 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel”in başörtülü kızların Türkiye”deki eğitim hakkı için “İstiyorlarsa Suudi Arabistan”a gitsinler” şeklindeki sözlerine destek vermiş ve “Çöl yolcuları” başlıklı yazısında şunları söylemişti: “Bence bu arkadaşlar develere binip. “İslama uygun laik anayasa yapılır” diye hep birlikte Arabistan çölüne açılabilir. Öndeki devede fikir babası olarak Bülent Arınç olmalı. Elbette Başbakan ve diğerleri de…”

“TÜRK VE LAİK OLMAK”

DEMİREL”E sessiz kalan Hürriyet yazarları da bugün insan hakları konusunda hassas oldukları iddiasıyla Coşkun”a sahip çıkıyor. Hürriyet”ten Ertuğrul Özkök, “Fransız asıllı Türk vatandaşıyım. Fransa”nın vatandaşlık teklifini reddettik. Cevabım şu: Hayır Sayın Başbakan. Bir yere gitmiyoruz” diyen Coşkun”un eşi Andree Coşkun”un sözlerini köşesine taşıdı.

Hürriyet yazarı Mehmet Yılmaz da, “Komünistler Moskova”ya” dediler, gönderemediler. Sonra “Ya sev, ya terk et” dediler. Yine kaldık. Şimdi de “TC vatandaşlığından çıkın” diyorlar… Gün gelecek, geçmiştekiler gibi demokrasinin nasıl bir şey olacağını öğrenecekler. O gün geldiğinde, onlar gibi, “Araplara benzemeyi çok heves ediyordunuz. Hadi gidin Arabistan”a” demeyeceğiz elbette” diye yazdı. Yine Hürriyet”ten Yılmaz Özdil ise, “Hem Türk, hem laiksen, çaresiz tası tarağı toplayıp gideceksin buralardan” dedi.

Bu arada Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki”den “Ya sev ya terk et anlayışını Sayın Başbakanımız hiçbir zaman tasvip etmediği gibi bugün de reddetmektedir” açıklaması geldi. Erdoğan”ın sözlerinin kişisel olmadığını belirten Beki, Coşkun”un gazetesi tarafından eleştirilerin hedefi haline getirildiğini kaydetti.

“ULUSAL SALAK”

COŞKUN, 2005″te de başörtülü kadınlara “Ulusal salak” diyerek hakaret etmiş ve “Asıl salak, inanca saygısızlardır” diyen kadınlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Coşkun, seçim öncesinde de kamuoyu araştırmalarını “ti”ye almış, özellikle Tarhan Erdem”i hedef alarak, “Erdem”in şirketinin anketine göre AK Parti yüzde 48. Allah”a şükretmeliyiz ki, erdemli tarhana yoklamalar hiçbir zaman tutmuş değil” demişti.

Suudi Arabistan”a gitsinler

2 Mayıs 2006″da Demirel başörtülü kızların Türkiye”de eğitim zorluğu konusu gündeme gelince “İstiyorlarsa Suudi Arabistan”a gitsinler” demişti. Demirel bir televizyon programında çok tartışılan şu açıklamayı yapmıştı: “Orası üniversite, kuralları var. İlla başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan”da falan öyle yerler vardır, oraya gidin.” Bugün Coşkun”a destek verenler, Demirel”in sözleri karşısında başörtülü öğrencilere aynı desteği vermemişti. Ne haksızlığa uğrayan Bekir Coşkun ne de Hürriyet”in diğer yazarları. Konuyu görmezden gelmişlerdi.

ÇOŞKUN’UN ÇÖL YOLCULARI BAŞLIKLI YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

ensonhaber.com


Hürriyet bunu haber yapacak mı?İzleyelim..

Ağustos 18, 2007

3 maaşlı CHP milletvekili 

HP’den Çorum Milletvekili seçilen Derviş Günday, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) ve Türkiye Şoförler Federasyonu (TŞOF) Başkanlığı görevinden hâlâ ayrılmadı.

18 Ağustos 2007 Cumartesi 14:20

CHP’den milletvekili seçilen Derviş Günday, büyük rant döndüğü iddia edilen TESK ve TŞOF Başkanlığı’ndan istifa etmedi. 6 ay daha görevlerini sürdürme kararı alan Günday, bu süre boyunca 3 yerden maaş alacak

CHP Çorum Milletvekili Derviş Günday, bir koltukta üç karpuz taşıyor!.. Vekil seçilmesine rağmen Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu’nda (TŞOF) 25 yıldır, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu’nda da 16 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevlerinden ayrılmadı. Günday’ın büyük rant döndüğü iddia edilen TŞOF ve TESK’teki görevlerini 6 ay daha sürdürme kararı ‘siyasi etik’ tartışması başlattı ve ‘saltanata devam edecek’ diye yorumlandı.

BİR KAÇ YERDEN MAAŞ

DERVİŞ Günday, bu görevleri bırakması için yasanın tanıdığı 6 aylık süreyi sonuna kadar kullanırsa, milletvekili maaşının yanı sıra buralardan da maaş ve huzur hakkı alacak.

22 Temmuz seçimlerinde milletvekili seçilen Günday siyasi işleriyle ilgilenirken, TESK’te Başkanvekili olarak Bendevi Palandöken görev yapıyor. Palandöken, Derviş Günday’ın görevinden ayrılmayacağını belirterek, ‘Konfederasyon kongresi yapılıncaya kadar başkan görevde olacak. Bunda hukuka ayrı bir yön yok’ dedi. Konfederasyon’un internet sitesine bir veda yazısı yazan Derviş Günday, ‘Genel başkanlığını yürüttüğüm TESK ve TŞOF’un yeni yöneticileri, yasanın gösterdiği şekilde ve yasal süreç içinde belirlenecektir’ diyerek, genel kurullar yapılana kadar her iki kuruluşun da başkanlığını sürdüreceğini açıkladı.

Günday’ın bu kararı iki kuruluşta tartışma yarattı. Daha önce Günday’a rakip olan Madeni Eşya Sanatkarları Federasyonu Başkanı Özcan Saraçoğlu, şunları söyledi:

ETİK OLARAK İSTİFA ETMELİ

‘YASALARDA kamu kuruluşlarında göreve başlayan birlik ve sendika yöneticilerinin 6 ay içinde istifa etmeleri öngörülüyor. Günday buna dayanarak istifa etmiyor. Ancak etik açıdan istifa etmesi gerekir. Benim adaylığım devam ediyor’ dedi. Günday’ın bu kuruluşlardan meydanı muhaliflerine bırakmamak için ayrılmadığı belirtiliyor. Günday’ın kendisinden sonra gelecek yönetim için gerekli alt yapıyı oluşturduktan sonra ayrılacağı kaydediliyor. Günday’ın aksine Necati Çelik Hak-İş’ten, Bayram Meral Türk-İş’ten, Mücahit Fındıklı’nın Malatya Ticaret ve Sanayi Odası’ndan ve Zafer Çağlayan da Ankara Sanayi Odası başkanlıklarından istifa etti. Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu star’a yaptığı açıklamada, ‘Seçildiğimiz an, diğer görevi bırakmak zorundayız. Bayram Meral seçildi. Türk-İş Başkanlığını bıraktı. Zafer Çağlayan en yakın örnek. Tabii bir bırakma geleneği var’ dedi. Türk-İş Başkanı Salih Kılıç da ‘Daha önce Türk-İş Başkanı Bayram Meral seçildikten hemen sonra bizim yasamızda olduğu için istifa edip milletvekili oldu. TESK’in yasasında nasıl bir durum var onu bilemiyorum’ dedi. Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül de istisnasız bütün sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederken Günday’ın başkanlığını yaptığı TESK’le görüşmedi.

CHP’NİN ARKA BAHÇESİ

ÖZCAN Saraçoğlu, Gül’ün TESK’ten randevu istememesi nedeniyle Derviş Günday’ı eleştirdi. Saraçoğlu, ‘Günday TESK’i boğazına kadar siyasete bulaştırdı. CHP’nin arka bahçesi haline getirdi. Günday üzerine vazife olmadığı halde basın ve TESK’in resmi internet sayfası aracılığıyla Gül’ün adaylığına sürekli karşı çıktı’ dedi. Saraçoğlu, şunları söyledi: ‘Bir cumhurbaşkanı adayını TESK’i ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlarımızı onurlandıracak nezaket ziyaretinden mahrum bırakan, Gül’ün sivil toplum örgütlerini ziyaret ettiği bir anda Hacı Bektaş Veli Anma etkinliklerine katılmayı yeğleyen Günday’ın bu ve benzeri tutum ve davranışlarını esnaf ve sanatkarlarımızın çok iyi bir şekilde değerlendireceğine olan inancım tamdır.’

MAAŞI HEP TARTIŞILDI

ÖTE yandan, TESK Başkanı Günday’ın aldığı maaş hep tartışma konusu oldu. Günday maaşıyla ilgili iddialar üzerine tazminat davaları açtı. Ancak, 2005’ten önce ne kadar maaş aldığı bir türlü açıklığa kavuşmadı. 21 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Esnaf Kanunu ile Günday’ın maaşı 10 brüt asgari ücret düzeyine indi. Günday’ın, TŞOF’tan da ‘huzur hakkı’ adı altında, yine TŞOF’a bağlı Trafik Araç ve Gereçleri İmalatı Şirketi’nin Danışma Kurulu Başkanlığı’ndan ücret aldığı iddia edilmişti.

Holding gibi kuruluşlar

ÇOK sayıda dinlenme tesisleri, otelleri, holding merkezini andıran binalarıyla TESK ve benzeri konfederasyonlar Türkiye’de sürekli tartışma konusu oldu. Geçen dönem TESK’in gelirlerinin kontrol altına alınması için TBMM’ye yasa teklifi verildi ancak kadük oldu. AK Parti Trabzon Milletvekili Asım Aykan ve 40 arkadaşı tarafından grubun desteği alınarak TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun teklifiyle, esnaf ve sanatkarların en üst kuruluşu olan TESK’e bağlı oda ve birliklerin gelirlerinin arttırılması hedeflendi. Böylelikle tüm gelirleri kendisinde topladığı için eleştirilen TESK’in gelirlerinin bir kısmı da bağlı oda ve birliklere aktarılması planlanmıştı. Teklif, tamamı TESK’e giden Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Sicil Gazetesi’ne verilen ilan gelirlerinin dağılımı yeniden düzenliyordu. İlan gelirlerinin yüzde 20’si meslek odalarına, yüzde 60’i ilanın verildiği ildeki birliğe, yüzde 20’si ise TESK’e verilmesi öngörülüyordu. Yeni dönemde teklifin yenilenebileceği belirtiliyor.

Şoförlükten zirveye!

ESKİ astsubay olan Derviş Günday, 1977 yılına kadar Ankara’da taksi şoförlüğü yaptı. Aynı yıl Ankara Belediye Meclisi üyesi oldu. 1979 yılında Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı, aynı yıl Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu ikinci Başkanı seçildi. 1988 yılında federasyon başkanı oldu. 1990 yılında TESK Genel Başkanvekili, 1991 sonunda da genel başkan oldu.

Yasa iptali kurtardı

HÜKÜMET Derviş Günday ve benzeri federasyon ile konfederasyon yöneticilerinin sürelerini kısaltmak için, birliklerde en fazla iki dönem üst üste yöneticilik yapılabileceğini düzenleyen bir yasa çıkardı. Ancak CHP’nin yasanın ‘adil’ olmadığı gerekçesiyle yaptığı başvuruyu Anayasa Mahkemesi haklı bularak düzenlemeyi iptal etti. Böylelikle Derviş Günday’ın saltanatını yıkmaya yönelik yasa ortadan kalktı.

STAR


Hürriyet yazarları HAKARET atağında!

Ağustos 18, 2007

Hürriyet, Emin Çölaşan’a yol verme operasyonu kapsamında bir harekat girişimi başlattı. Gazetenin kalemşörleri, AK Parti’ye oy verenlere her gün bir şekilde saldırıyor.
Doğan medyası, ikili oynamada yeni bir yöntem geliştiriyor.

Bir taraftan bazı haberleriyle AK Parti’ye destek veren bir politika izler görünerek Aydın Doğan’ın işlerini yoluna koymaya çalışıyor, öbür taraftan da topluma ağır hakaretler yöneltiyor.

AK Parti’ye destek veren politika çerçevesinde son örnek ise Emin Çölaşan’ın gönderilişi oldu. Hürriyet, kişisel kapris ve geçimsizliğiyle gazete çatsı altında ve Doğan Medya Grubu’nda kavga etmediği kimseyi bırakmadığı için işine son verilen Emin Çölaşan’ı bile farklı bir kılıfla sunmayı başardı. Çölaşan’ın gönderilişini, sanki hükümet kanadı istemiş gibi toplumun algılamasını sağladı.

İKİLİ POLİTİKADA BU KEZ SIRADA HAKARETLER ZİNCİRİ VAR

Hürriyet yazarları, şimdi AK Parti’ye oy veren kitleye hakaretler yağdırmaya başladı. 1950′de Demokrat Parti’ye oy verenleri, “Haso-Memo” diye aşağılayan zihniyet bu kez oklarını AK Parti seçmenine yöneltti. “Göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafa” sıfatlarına bu kez bir yenisi eklendi: “Mürit müşteri”…

Bekir Coşkun’un “Atatürk’ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken… Göbeğini kaşıyan adam uzakta bıyık altından güler. Ve sandık ortaya konulduğunda… Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur” hakaretleriyle başlayan çıkış, Hürriyet’in yeni gözdesi Yılmaz Özdil ile sürdü. Özdil, “Allah cezanızı versin be kardeşim” diyerek bela okuduğu yazısını, yüzde 46,7’ye “bidon kafa” diyerek sürdürdü.

Hakaret sırası ise bu kez yalan ve asılsız haberleriyle önceki yıl ipliği pazara çıkan yazarı Özdemir İnce’de idi. İnce, dünkü yazısında AK Parti’ye oy veren seçmene ilk başta ‘müşteri’ diye vasıflandırdıktan sonra hakaretleri peşpeşe sıralıyor.

Özdemir İnce’nin, AK Parti seçmenini “mürit müşteri” diye nitelendirdiği yazısı:

Seçim tahminleri

4 Ağustos sabahı Muğla-Ören’de bakkal gazete paketlerini yeni açıyordu. Ülker, Hürriyet’in manşetini gösterdi: “Ağustosböceği ile karınca”. Bir yanda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı “Karınca” Yılmaz Büyükerşen; öteki tarafta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek.

Ben olsam Melih Gökçek’in yanına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı da koyardım. Ama bu muhteşem manşetten dolayı gazetenin yazı işlerini kutluyorum.

* * *

22 Temmuz seçimlerinden sonra bayram çocukları gibi şımaran İslamcı ve İkinci Cumhuriyetçi yazarlar, seçim tahmini yapmada yanılan yazarlara hakaret yağdırdılar ve istifalarını istediler. Kimi gazete yazarları da tahminlerinde yanıldıkları için açıkça özür dilediler. Ben gerçi tahmin yapmadım ama AKP aleyhinde yazılar yazdım. AKP’nin yüzde 46,7 oy alması konusunda yanıldım. Ama ben Türk halkının 46.7’sini seçmen sandığım için yanıldım. Bu yüzde 46.7 meğer seçmen değil müşteri imiş.
Çünkü Türkiye’nin nesnel koşullarında halk seçmen bilincine ulaşmış olsaydı AKP’nin seçimi kazanması saçmalıktan başka bir şey olamazdı. AKP ve yarattığı nesnel koşullar eğer Fransa, İtalya, Almanya, İspanya’ya ve öteki AB ülkelerine taşınmış olsaydı bu parti kesinlikle seçimi kazanamazdı. Neden kazandı? Bunun bilimsel ve sosyolojik bir açıklaması olamaz. AKP’ye oy verenlerin seçmenlik bilincinin düzeyini, ulusal dayanışma ruhunun yoğunluğunu ölçmeden bir açıklamada bulunmak son derece sakıncalı olur. Seçmen mi, mürit mi, illüzyon bağımlısı mı?

* * *

Şu anda Ankara ve İstanbul kentleri susuz kalmaya mahkûm durumda. Şu günden itibaren yağmur yağmaya başlasa bile barajların eski doluluklarına erişmeleri birkaç yılı alır.

Susuzluğa çare olarak Allah’tan yardım isteyen ve Ankaralıların tatillerini uzatmalarını ya da ailelerinin yanına gitmelerini ve “cenabet” gezmelerini tavsiye eden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek Avrupa’da alay konusu oldu. Susuzluk bunalımının bu noktaya varacağı neredeyse sekiz aydır biliniyordu. Bunu seçmen de biliyordu. İstanbullu seçmen de İstanbul’un susuzluğa mahkûm olduğunu biliyordu. Sorumlu bu iki kenti yöneten ve ülkede iktidarda bulunan AKP idi. Ama Ankaralıların yüzde 48’i, İstanbulluların yüzde 45’i AKP’ye oy verdi. Fakat Eskişehir’de çok trajik bir gerçekle karşı karşıya bulunuyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanı bir AKP’li olsa Eskişehir’in de durumu İstanbul ve Ankara’dan farksız olurdu. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı susuzluk tehlikesini üç yıl önceden gördü ve aldığı önlemlerle Eskişehir’i kurtardı. Seçim sonuçları ne oldu Eskişehir’de? AKP yüzde 44, Yılmaz Büyükerşen’in partisi DSP ile seçime birlikte giren CHP yüzde 24 oy aldı. Eskişehir seçimlerinin sonuçlarının mantıklı ve rasyonel olduğunu kimse söyleyemez.

Atalarımız “Kendi düşen ağlamaz iki gözü birden çıkar” demişler, ama yüzde 46,7’nin yaptığı seçimi Türkiye çok pahalıya ödeyecek. Verdikleri oy sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin adı “Ilımlı İslam Demokrasisi” oldu. “Türkiye’de laik sistemin sonu geldi. Kesinlikle laik sistemi değiştirmek istiyoruz” (Nail Güreli, Milliyet, 15.08.07; The Guardian, 15.12.05) diyebilen biri cumhurbaşkanı olacak. Bunun utancı yedi göbek sülalemize yeter!

Kaynak: Haber 7


Yılmaz Özdil,Halka Bidon Kafa Dedi!!

Ağustos 13, 2007

Halka ”BİDON KAFA” diyen bu  Hürriyet yazarının iğrenç yazısı aşağıda.Hürriyet’in halkıyla dalga geçmesi bir yana,artık yazarları da bu işlerle uğraşıyor.Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına demediğini bırakmayan bu cahil yazara tüm millet gereken cevabı vermeli.

 BİDON KAFALI

ŞARIL şarıl bedava su varken, baraj yapacağına, dünyanın en uzun borusunu döşeyip, taaa Rusyalardan en pahalı gazı getiriyor…Depo yok.

Depo var…

Su yok.

Suyu bulsa…

Boru yok.

Boru döşese, o döşeyene kadar zaten su kuruyor.

*

Yani darılmayın ama, hakikaten Allah cezanızı versin be kardeşim.

*

Bakıyorum televizyonlara…

Şöhret olmuşsun yahu!

BBC, CNN hep seni gösteriyor.

Akmayan çeşme başında, elindeki boş bidonu kameraya sallayarak, “elim kırılsaydı” diye bağırıyorsun.

*

Hiç bağırma.

Senin paranla sana köfte ekmek ısmarladılar, hizmet sandın… Sudan ucuz senin oyun.

Hiç bağırma.

*

Düşün şöyle bir…

Maazallah CHP-MHP iktidar olsaydı, ne diyeceklerdi?

“Uğursuz bunlar…”“Bereketsizler…”

“Geldiler, kuruttular…”

Demeyecekler miydi?

Diyeceklerdi.

Sen de kafanı emme basma tulumba gibi sallayarak, “he valla” demeyecek miydin?

Diyecektin.

Hatta, şu anda tek satır bile susuzluktan bahsetmeyen liboşları, satılık kalemleri okuyup okuyup, “şerefsiz bu laikler” demeyecek miydin öfkeyle?

Diyecektin.

Hiç bağırma.

*

Bak şimdi sen, çoluk çocuk kokarcaya döndün, Afrikalılar gibi fellik fellik yıkanacak dere arıyorsun…

Senin sırtından koltuk sahibi olanlar, borsa vurgunu yapanlar, ihale kapanlar, dolar-faiz volisi vuranlar ise, Perrier’le San Pellegrino’yla jakuzide banyo yapıyor, köpük köpük.

*

Reina’da sular kesik mi sanıyorsun, a benim bidon kafalım?

*

Şimdi iyi dinle…

Yap elini yumruk.

Şeytan kulağına kurşun der gibi vur bakayım kafana iki defa…

Ne duydun?

“Donk donk” di mi?

*

Sen önce onu doldur.

Su kolay.

 İşte cahil Yılmaz ÖZDİL’in mail adresi
 yozdil@hurriyet.com.tr     Tepkinizi bu mail adresine mail atarak gösterebilirsiniz.


Genç Siviller Basın Bildirisi

Ağustos 10, 2007

Genç Siviller Hala Rahatsız!

Her şey birkaç ay önce başladı.

Önce, mitingler yapıldı, halk böyle istiyor mistifikasyonu yaratılmaya çalışıldı.

Sonra emekli hukukçuları, askerleri, politikacıları naftalin kokulu sandıklardan çıkardılar, bilirkişi diye önümüze koydular.

Koskoca hakimler 367 saçmalığını gözümüzün içine baka baka onayladı.

‘Yok artık bu devirde olmaz’ denen oldu, bir gece yarısı asker muhtıra verdi.

Düdük çaldı, köşelerin en mert ve yetkin diye bilinen kalemleri, güya solda fikirsel temellerini kuranlar biranda özköklerine döndüler ve bila istisna bu sürecin coşkun ve yılmaz savunucuları oldular.

Ve sonunda beyinlerimiz üzerinde verdikleri iktidar mücadelesinin meyvelerini alma mevsimi geldi, önümüze sandık kondu.

Daha önce de yaptığımız gibi, tüm gündelik eleştirilerimizi, normal şartlar altında geçerli olan siyasal farklılıklarımızı bir kenara kaldırdık ve şapkadan tavşan çıkardık.

Hesapları tutmayan toplum mühendisleri hiç üzerlerine alınmadılar, halkın ahmaklığından hatta ihanetinden dem vurdular, faturayı birkaç siyasetçiye kestiler. Ayağa kalkıp üzerilerindeki tozları silkelediler ve hiçbir şey olmamış gibi “nerde kalmıştık?” diyerek yeni taktikler geliştirmeye koyuldular.

Daha önce zorlayarak, ürküterek, tehdit ederek yapamadıklarını, bugün uzlaşma, fedakârlık, kardeşlik, şövalyelik gibi değerlerle yapmaya çalışıyorlar.

Yani şeytan bu kez sağdan yaklaşıyor.

Her fırsatta “Çağlayan’a kulak ver, Tandoğan’a bak, Gündoğdu Meydanı’nı gör” diyerek uzlaşma adı altında kendi gündemini dayatanlara, 22 Temmuz’da Çağlayan’da, Tandoğan’da, Gündoğdu’da toplanan kalabalığı saymalarını öneriyoruz.

Hem de bu kez Google Earth’den değil, göz kararı da değil, Yüksek Seçim Kurulu web sayfasından.

Bu sayılar arasındaki milyonlarca farkı görüp, bu kez siz uzlaşmaya ne dersiniz?

Abdullah Gül, Sezer’den çok daha tarafsız, çok daha güler yüzlü, çok daha hoşgörülü bir cumhurbaşkanı olacaktır.

Gelin siz bir fedakarlık yapın ve Abdullah Gül üzerinde uzlaşın.

Yine de içine sinmeyenlere denilebilecek tek söz kalıyor:

“Biz 7 yıl Sezer’e katlandık, siz de 7 yıl Abdullah Gül’e katlanın.”

Abdullah Gül, her an geri adım atacak kadar inançsız sağcı idare-i maslahatçılık ile sırtını askeri vesayete dayamış totaliter bir uzlaşma söylemi arasında sıkıştırılmış durumda.

AKP kurmayları bilmelidir ki; savcıyla, dergiyle, 301’le doymayan bu demokrasi öğütücüsüne bir Abdullah Gül’ü feda etmek sadece onun daha fazla  iştahını kabartacaktır.

Genç Siviller olarak; Abdullah Gül aday olamazsa çatışma çıkar diyemiyoruz, çünkü elimizde silah yok.

Abdullah Gül aday olmazsa kargaşa çıkar diyemiyoruz, çünkü emrimizde gazetelerimiz, televizyonlarımız yok.

Abdullah Gül aday olamazsa kriz çıkar diyemiyoruz, çünkü devletin en kudretli mevkilerinde adamlarımız yok.

Genç siviller olarak ancak şunu söyleyebiliyoruz: Abdullah Gül aday olamazsa, vicdanımız sızlar, demokrasimiz bir yara daha alır.

1961’de başına silah dayanıp, yurtdışına kaçmak zorunda bırakılan Ali Fuad Başgil’in cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi ileride utanarak anlatacağımız bir hikâyemiz daha olur.


Yeni demokrasi

Ağustos 8, 2007

Merhabalar, aşağıda adresini verdiğimiz mail grubuna üye olup,yazılan yazıları okuyup,sizde paylaşımlar yapabilirsiniz.Güncel konularla ilgili fikirlerinizi yazıp size verillen cevapları okuyabilirsiniz.

Gruplarla ilgili fikirleri olmayanlara açıklık getirelim;
Aşağıdaki grup adresine tıklayıp bu gruba katıl butonuna basıp üye oluyorsunuz.Buraya herhangi bir yazı yazılırsa mail adresinize sırasıyla gelecektir.Gelen yazıları isted,ğiniz zaman okursunuz.Yanıtlamak isterseniz,mailinize gelen yazıdaki”Bu yazıyı yanıtla,yazarı yanıtla” linkini kullanabilirsiniz. Yeni konu başlatmak isterseniz,grup anasayfasındaki yeni konu başlat linkini kullanabilirsiniz..

http://groups.google.com/group/yeni-demokrasi   mail grubu,Anti-Hürriyet oluşumudur..

Grup adı:  
Yeni Demokrasi
Tanım:    
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bugüne kadar ; 367 meselesi,22 Temmuz seçimleri ile oluşan HALK’IN EGEMENLİĞİ adıyla yenilenen demokrasimiz ile ilgili paylaşımlar için grubumuza üye olabilirsiniz.

Grubun adresi    
http://groups.google.com/group/yeni-demokrasi

e-posta adresi:
yeni-demokrasi@googlegroups.com

Google Gruplar
Yeni Demokrasi grubuna kayıt ol
E-posta:

Bu grubu ziyaret et

Hürriyet’in reklamında ailenin yarısı yok!

Temmuz 30, 2007

Hürriyet Gazetesinin “Biz yetmiş milyon aileyiz” kampanyasına Tuğçe Baran’dan sert eleştiri…

Baran “bir adet beyaz Türkten, bir adet kara Türkten, bir adet entel Türkten, bir adet emekli Türkten ve bir adet ev kadını Türkten oluşan bir aile” diyerek kampanyayı tanımlıyor ve soruyor: “yüzde 46.6” isimli bir kardeşimiz yok muydu?

Tuğçe Baran’ın Vatan’daki yazısı:

Bizim yüzde 46.6 isimli bir kardeşimiz yok muydu?

Hürriyet’in yeni reklamı pek manidar! “Kavga etsek de biz bir aileyiz tıpkı Türkiye’ye gibi” deyip bir adet beyaz Türkten, bir adet kara Türkten, bir adet entel Türkten, bir adet emekli Türkten ve bir adet ev kadını Türkten oluşan bir aile oluşturmuşlar. Manasızca kavga edip birbirlerini aşağılıyorlar ama sonra aynı sofraya oturuyorlar vs vs. Tıpkı Türkiye gibi falan filan.

İyi güzel ama bizim bir de “yüzde 46.6” isimli bir kardeşimiz yok muydu? Hani başında örtüsü olan? Hani bazılarımızın sinirini hoplatıp duran?

Ailenin yarısını oluşturmaları gerekmiyor muydu?

Sofrada en az iki kişiyle temsil edilmeleri gerekmiyor muydu?

Nerede onlar?

Reklam çekimi sırasında tatilde mi çıkmışlardı?

Yoksa akşam namazını mı kılıyorlardı?

Yoksa yoksa emekli memur babaları cezalandırmış mıydı onları? “Sizin son zamanlarda diliniz pabuç gibi oldu, yok size yemek memek!” mi demişti? (Baba yoksa emekli bir albay mıydı?)

Şermin Topçu blogunda pek güzel yorumlamış reklamı. Reklamcılar beyaz Türk olduğu sürece Türkiye ailesinin fertlerinden haberdar olamazlar diye.

Fakat ben topu sadece reklamcıya atamıyorum. Hele ki seçimlerden sonra yüzde 46.6 isimli aile ferdimizden haberdar olmamak için harbi şapşal olmak lazım.

Reklamcı mıdır müşteri midir burada ailenin yarısını yok sayan tümüyle şüphe içindeyim. Hürriyet gazetesinde baş örtülü bir kadının fotosu bir skandal olmadığı sürece çıkmaz zira. (“Bakan, türbanlı eşini aynı masaya oturttu!” “Türbanlı doktor hastayı muayene etmedi!”) Reklamında niye oynatsın?

Hani gerçekçi bir aile yapmak gerekirse en az iki buçuk tane AKP’li lazımdı aileye. Hadi güzel hatırınız için yarımı atayım iki tam yapayım. Ve lakin bir tanecik bile konmamış.

Tabii gerçekçilik diyorsak bu durumda entel kızın mesela sadece parmağının görünmesi gerekirdi, o da ayrı bir konu. Kitap okuyan entellerimizin oranı koca bir ailenin yarım parmağı kadar bile etmez çünkü.

Beyaz Türk de o durumda sadece belden yukarısının,

fanatik kardeşimizden de bir buçuk tane falan olması

gerekirdi.

Tamam çok gerçekçi olmayalım, insanları kesip biçmeyelim eyvallah da “yüzde 46.6” da pek kolay unutulacak bir “fert” değil yani.

Tesettürlü modern kızlar, genç kadınlar asabınızı bozuyorsa hiç olmazsa geleneksel anne, o da fazla geliyorsa geleneksel bir babaanne figürüyle bir şekilde temsil edilemez miydi “yüzde 46.6”mız?

***

YOKSA BABAANNE DE Mİ CEZALIYDI? O da mı o meşum gecede aç kalanlardandı? Hay Allah.. Ne despot bir babaymış…

TUĞÇE BARAN/VATAN
30.Temmuz.2007 15:19:58


Hürriyet fena çuvalladı!

Temmuz 28, 2007

Hürriyet yazarları seçim tahminlerinde çuvalladı. Yazarların sözde Anadolu turuna çıkan ve izlenimleri sonucunda yürüttükleri tahminleri içeren haber buhar oldu.

O müthiş analiz ve tahminler içeren haberi okumak için Hürriyet’in sitesine girenler haberi bulamıyor.

22 Temmuz’da AK Parti için koalisyon bile öngörmeyen yazarlara inat sandıktan yüzde 47 AK Parti çıktı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu.

Genuş ufuklu yazarların öngörüsü hayal kırıklığı yarattı. Yanından bile yaklaşmayan tahminler seçim sonuçlarıyla yan yana durunca sırıttı. Böylesine zıt tahminlerin yer aldığı haber elbetteki yazarların karizmasını çizecekti.

Yönetim kadrosu operasyona gitti.  Haberi internet sitesinden yok etti. Arşive girenler artık haberi bulamıyor.

Böylece yazarlar vaziyeti kurtarmış oldu. Tabi ki bir daha ki seçime kadar..

www.ensonhaber.com


CHP’de baykal ne zaman yüzecek sesleri?

Temmuz 23, 2007

Seçim öncesi iddaalı konuşan Deniz BAYKAL,seçimde istediğim sonuç olmazsa RODOS’a yüzerim diyordu.Seçim sonrası bu iddasını hatırlatmak isteyen partililer Deniz Baykala ulaşamadı!


Halkı aptal sandıklarını TV’de açıkladılar!KANALTÜRK’TEN BÜYÜK GAF!

Temmuz 23, 2007

“Halk, sandığımız kadar aptal değilmiş!…”

23 Temmuz 2007 Pazartesi 08:51

Evet, önceki yazıda belirttiğim gibi gece yarısına kadar haber bültenlerine uzak durdum. Birkaç telefon mesajı ile öğrendim AKP’nin zaferini.
Gece eve geldiğimde merakla Tv. Kanallarını gezmeye başladım. Baktım ki Kanatürk’de Tuncay Özkan ve Mine Kırıkkanat seçim değerlendirmesi yapıyor…
Tuncay’ın yüzünden düşen bin parça..Mine Kırıkkanat ise özeleştiri yapıyor…

(Mealen) “Biz sol olarak halka bir şey veremedik. Sadece Atatürkçülüğü kullanarak, halkı rejim tehlikesiyle korkutarak oy almaya çalıştık vs…”Derken, utanmadan ve sıkılmadan bombayı patlatıyor Mine;“Halk, sandığımız kadar aptal değilmiş!…” 
“Hah şunu bileydin Minnoş” dedim kendi kendime…

Bu köşeden anlatmaya çalıştık hep:Başkalarının kötü olması senin iyi olduğunu göstermez!Sürekli, AKP kötü, memleketi satıyor suçlamaları…Bunlar teröristlerle işbirliği yapıyor suçlamaları…ABD uşağı suçlamaları…
Evet, memleket kötü yönetiliyor olabilirdi. Terör durdurulamıyor, kapkaç önlenemiyor olabilirdi… IMF’ye esir, ABD’ye kukla hale gelmiş bir ülke olabilirdik…Çok daha iyi kadrolara ihtiyaç vardı.Ki doğrudur, haklısınız…Peki siz ne vaadettiniz? Hangi projeyle çıktınız halkın karşısına? Cumhuriyet elden gidiyor, rejim elden gidiyor, laiklik, Atatürkçülük elden gidiyor…
AKP karşıtı olan her melanete sempati ile baktınız. Sırf AKP karşıtı diye olmadık adamlarla koyun koyuna girdiniz. 

Seçim bildirgelerinize bakıyoruz:Farklı hiçbir plan proje yok!Biri Cumhuriyeti kurtaracak! (Nasıl ve kimden? Halktan mı?)
Diğeri terörü bitirecek! (Milletvekillerini dağa mı gönderecektin, yoksa bizim askerin yerine mayınlara basacak yabancı asker mi ithal edecektin)
Sizin gördüğünüzü halk da görüyordu zaten.

Fakat sizlerin de memlekete ilaç olmayacağınızı farkedemeyecek kadar aptal da değildi.

“Ben daha iyiyim” demek yerine hep “o kötü” demeyi yeğlediniz. Yani umut olamadınız.…ve halkı aptal yerine koymanın cezasını ağır şekilde ödediniz.  Meclis’in yeni yapısıyla ilgili değerlendirmeleri bir sonraki yazıya bırakacağız.Ancak sıcağı sıcağına ilk aklıma gelenleri söyleyeyim:Mazot 1 Yee Tee Lee Olmayacak!Cumhuriyet tehlikede değilmiş!

Baykal rekorlar kitabına girecek! Hem yüzme hem de seçim kaybetme konusunda…

Kaynak: http://www.sonsayfa.com/author_article_detail.php?id=3007