Hürriyet ve Milliyet yine yalan haber yaptı!

Ekim 5, 2007

Cumhurbaşkanı Gül’ün Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen STK’lara kuruluşlara davetiye göndermediği iddiası boş çıktı.

Hürriyet ve Milliyet’in gündeme getirdiği haber asılsız çıktı. İddialar hem de Kanal D’nin canlı yayında yalanlandı…

Mehmet Ali Birand’ın sunduğu Ana Haber Bülteni’nde konuk olan Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Ahmet Sever konuya açıklık getirdi.

Birand, mitingci kuruluşlara davetiye gidip gitmediğini sordu. Sever, davetiye gönderildiğine dair belgelerin elinde olduğunu söyleyerek isteyene bunları gösterebileceğini ifade etti.

Başdanışman Sever, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Şener Eruygur’a 5 Eylül günü için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’a ise 7 Eylül günü için davetiye gönderildiğini söyledi.

Sever, bazı kuruluşların unutulduğunu ancak sözü edilen kişilere gönderildiğinin altını çizdi.

Birand bunu üzerine Kanal Türk’ün olmadığını iddia etti. Hatta yanında bulunan Murat Yetkin’e teyit ettirmek istedi. Ancak Yetkin’den bir yorum gelmedi.

Sever’in cevabı da hazırdı. Kanal Türk Ankara Temsilcisi Hulki Cevizoğlu’na davetiye gönderildiğini belirtti.

İnternetHaber.COM


Aydın Doğan Vehbi Koç’un oğludur iddaası!

Ekim 5, 2007

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ’UN ÖZBE ÖZ OĞLUDUR !!!
Gazeteci-yazar Serdar Kuru’nun çok ses getiren iddialarına bakalım:

” …

Yıllar önce Vehbi Koç’un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla
düşünmez. Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan’ın palazlandığı dönemdir. Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır.
Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır. Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezler de. Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç, ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler. Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.

Aydin Doğan aldırmıştır cesedi. DNA testinde kullandırır ve biraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum, kimseyle paylaşamazlar, susarlar. Koç ailesi için yıkım olan bu durum Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi, Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan’a vermektedirler.

Yani kimse sıfırdan zengin olmaz, olamaz!

Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol. Ne mümkün!

Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.

Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.

PEKALA AYDIN DOGAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(!) ve çok genç yaşta İstanbul’da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba? Bunun cevapları geçmişte gizlidir. İşin gerçeği, Aydın Doğan’ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi’dir.

Vehbi Koç’un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin
otomobil bayilerinden birisi olan Doğan’ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.

Doğan’in zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan’ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul’da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa
zamanda zenginleşti.

Bunun ardından Milliyet’i o zamanki sahibi Ercüment Karacan’dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafindan reddedildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi’ nin Doğan’ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin
geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi ‘nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi’ nin daha sonra
zavallı bir delinin üstlendigi son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastini “her zamanki şüphelilere” yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler. (Zaten her suikastte aynı şeyleri tekrarlamıyorlar mı?/onurlubiradam)

Doğan’ın, Türkiye’nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki?

Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye’de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç’lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.

Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye’ye geldi. Bu sırada Doğan’ın ekipleri
haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü. Türkiye’de Toprak Holding’in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç’lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding’in bir firmasi hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak’ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafindan el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet’in haberleri de duruverdi. Bizler de tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın(Sakıp Sabancı’dan bahsediyor/onurlubiradam) kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir. BİLENLER BİLİR.

Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail’le birlikte de Güneydoğu Anadolu Projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Washington’da “Hasna” isimli bir dernek kurdu. Bu derneğin internet adresi www.hasna.org. Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.

Derneğin ilk amaci Kıbrıs’ta Avrupa Birliği politikasina uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu
amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türk’ü gazeteci ve yazar Amerika’ya gönderilerek burada yağlı-ballı geziler ve Rum tezlerini anlatan
kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı “Hasna Journal” isimli gazete de her sayısında Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.

Hasna’nin diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail’le işbirliği içinde Kibbutzlar(Kibbutz: İsrail’e özgü bir çeşit çiftlik demektir. Kibbutz’larda İsraillilerin yanı sıra değişik ülkelerden gelen insanlar birlikte çalışarak,üreterek ve tüketerek ortak bir yaşamı paylaşırlar. Gelirleri tarımsal üretime dayanır ve bunun yanında ufak çapta diğer yan gelir kaynakları (fabrika, pansiyon vb) vardır. Elde edilen tüm gelir Kibbutz çalışanları tarafından eşit şekilde paylaşılır. Musevilerin dini günü Şabat (her Cumartesi) dışında haftanın 6 günü çalışılır. Bu oluşumun İsrail devletinin kuruluşunda önemli etkileri olmuştur./onurlubiradam) açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi gibi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı’nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu. İnternet adresi www.tech4peace.org olan bu kurumun başında Nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.

Sayın Doğan’ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan’ın ülkemize “geçmişte” yaptığı iyilikler
için 1999 senesinde Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldığını göz önüne alırsak, bu son faaliyetleri için de Avrupa’dan “Legion de Honeur” ve Amerika’dan “Medal of Freedom” alacağını da tahmin edebiliriz.

Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

Sevgilerimle,

Serdar Kuru
Araştırmacı Yazar”

İddialar böyle. Bir de Aydın Doğan’ın 10 Eylül 2002 tarihinde Zaman Gazetesi’nden Nuriye Akman’a verdiği röportajdaki açıklamalarına bakalım:

Aydın Doğan: Asıl imparatorluk Koçlar, ben onlarla boy ölçüşemem!

“Aydın Doğan, kendisine yönelik ‘imparator’ tanımlamasını sevmediğini belirterek, Türkiye’de asıl imparatorluğun Koç Grubu olduğunu söyledi. Doğan, “Ben onlarla boy ölçüşemem. Koçlar’la yarışmam hayalcilik olur.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin iki köklü gazetesi Hürriyet ve Milliyet’in sahibi olan Aydın Doğan, gazetelerini de değerlendirdi. Kendisinin 68 kuşağının değil, 1990’lı yılların solcularından olduğunu belirten Doğan’a göre Milliyet de biraz solda. Hürriyet ise daha çok devlet gazetesi. “Gazete patronu olmanızda Vehbi Koç’un maddi bir katkısı oldu mu?” şeklindeki soruya ise Doğan, şu cevabı verdi: “Vehbi Koç’un damadı İnan Kıraç’la dostluğum sebebiyle yıllarca Milliyet için Vehbi Koç’un dediler. İnan Kıraç’ın Milliyet Gazetesi’ni almamda çok büyük manevi katkıları oldu. Hürriyet’i aldığım dönemde de bankalarından kredi aldım.”

….”

Bir anekdot daha! Doğan Vakfı’nın Türkan Saylan’ın başkanlık yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile ortak hareket ederek eğitim çalıştayları düzenlediklerini biliyor muydunuz?


Milliyet’in namaz rahatsızlığı

Ekim 5, 2007

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Nuh Gönültaş Milliyet Gazetesi’nin ‘ otobüslerde namaz molası’ yalan haberini köşesine taşıdı.

Medyada 28 Şubat eğlimleri

Yalan olduğu besbelli. Ama Milliyet manşetine çekmiş. Demek ki artık eskisi gibi irtica haberleri yapamadıklarından olacak durumu böyle idare etmeyi düşünüyorlar.

Haber şehirlerarası yolcu otobüslerinde verildiği belirtilen namaz molalarının zorunlu hale geldiği, bunun da yolcuları rahatsız ettiğini söylüyor. Eğer şoför namaz molası vermezse mola isteyenler şoförü “dinsizlik”le suçluyorlarmış. Bu da şoförün moralini bozduğu için kaza yapma riski artıyormuş! Yalan…

Kuyruklu yalan hem de. Hem de namaz molası isteyenler otobüsleri cami önlerine çektiriyorlarmış. Yalanın batsın, yuh be. Otobüs yarım saat cami önünde namaz kılanları beklemiş. Bundan da öbür yolcular müthiş derecede rahatsız olmuşlar! Milliyet gazetesinin dünkü manşeti bu içerikte. Haberi manşete uygun görenler müthiş bir sosyal yaraya parmak basmışlar! Aferim onlara.

Milliyet’i yapanlara gazetecilik dersi vermek gibi bir niyetim yok. Ancak bu kadar basit ve yalan olduğu açıkça belli olan bir haberin manşet yapılması pek de iyi niyetli olmadıklarını gösteriyor! AK Parti’nin çoğunluk iktidarı, her iki seçmenden birinin oyunu alarak iktidar olmasının doğal sonucu bu işte demeye getiriyorlar. Ulusoy Genel Müdürü Mustafa Yıldırım “Günde beş vakit namaz için durulması büyük olay” demiş.

Vayy… Demek ki Ulusoy Otobüs firması ile seyahat edenler beş namaz vaktinin beşinde de otobüs şoföründen namaz molası itiyorlar! Namaz kılanlar seyahatlerini mümkün olduğu kadar namaz vakitleri dışında yapmaya çalışırlar. Eğer yol 10 saati aşan bir süre alıyorsa bu süre içerisinde belki bir defa namaz vakti için durulabilir. Zaten otobüs firmaları 10 saatlik bir yolda normal mola veriyorlar. Namaz kılanlar da bu mola sırasında namazlarını kılarlar. Bunun dışındaki durumlar çok az görülen arizi durumlar olabilir. Bunu büyütmenin ne otobüs firmalarına ne de yolculara yararı olabilir.

Dün Haşmet Babaoğlu da Hürriyet Gazetesi’ne “Yağmur Duası ile ne alıp veremediğiniz var” diye soruyordu. Birkaç gün önce Yalçın Doğan Ankara’da bir restoranın üst katında bir mescit açılmasını, bu yüzden lokantada içki servisi yapılmamasını eleştiriyordu.

Haşmet Babaoğlu yine Yalçın Doğan’ın Hürriyet’in eklerinde yayınlanan bir yazısından şöyle bir alıntı yapmış ve Yalçın Doğan’a adeta “yuh yani” deyip, medyada yıllarca üst düzey görevler yapmış, düşüncelerini istediği gibi kamuoyuna sunabilme imkanına sahip kişilerin çok hayati konularda ucuz klişeleri pişirip pişirip önümüze koyduğunda umutsuzluğa kapıldığını söylüyordu: Yazan Yalçın Doğan’dı. “”Global ısınmayı yağmur duasıyla çözemeyiz” diye yazmış. Sonra da duanın bu işe yaramayacağını… Bu tip adamlar bir de kendilerine “dinsiz” denildiği zaman kızıyorlar!

Vatan yazarı Ruhat Mengi’ye göre de artık “Kayseri de kız öğrenciler okumak istemiyormuş”. Sebebi kız öğrencilerin Kayserililerin tavırlarından duydukları rahatsızlıkmış. Güya korkuyorlarmış, kısa kollu gömlek giyemiyorlarmış ve kulağa 3 adet küpe takamıyorlarmış. Görüyorsunuz, birileri artık aczemendi, Fadime, Kalkancı gibi haberlerle kotarılan 28 Şubat Süreci’nin yeni bir başlangıcını bu tip yazı ve haberlerle kotarma amaçlarını ele veriyorlar!

Toplumdaki küçük bazı arizi durumları genelleştirip manşete çekmek yeni Türkiye’de artık işe yaramaz. Size yeni Kalkancılar ve Aczemendiler lazım. Ki onların son kullanma süresi doldu.

NUH GÖNÜLTAŞ/BUGÜN
06.Eylül.2007 11:14:07

Samanyolu Haber